16 Şubat 2020 Pazar

Tariş Direnişi 1980

Tariş işçilerinin 1979 seçimleri sonrası kadrolaşma girişimine karşı başlattığı ve kent geneline yayılan büyük direnişin üzerinden 40 yıl geçti.
22 Ocak 1980’de Tariş fabrikalarında işçiler tarafından başlatılan ve kısa sürede kent geneline yayılan Tariş direnişinin üzerinden tam 40 yıl geçti. İşçilerin yeni seçilen hükümetin kadrolaşma girişimine güçlü yanıtı olan bu direniş, işçi hareketinin toplumun diğer tüm emekçi kesimlerini nasıl harekete geçirebileceğinin örneklerinden olması dolayısıyla özel öneme sahip.

Yaklaşık 25 gün süren, dördü polis ikisi direnişçi olmak üzere 6 kişinin yaşamını yitirdiği, yüzlerce kişinin yaralandığı, binden fazla kişinin gözaltına alındığı ‘Tariş Direnişi’ patron-devlet işbirliğiyle bastırıldı. 20 Şubat’ta İzmir’de sıkıyönetim ilan edildi. Direnişin bastırılmasıyla yüzlerce işçi işten atıldı; yerlerine hükümete yakın kişiler görevlendirildi


12 Şubat 2020 Çarşamba

Kral Çıplak

Bir masalım var, sizlere anlatmak istediğim… 

Çocuklarımıza,  gelecek nesillere anlatabileceğimiz bir masal… 

 

 Bir varmış, bir yokmuş.. Uzak diyarlarda bereketli topraklarda bir kral yaşarmış. Kendini çok akıllı sanan, giyimine kuşamına çok düşkün olan. O kadar kibirli, o kadar kendini beğenmiş bir hükümdarmış ki, sürekli aynada kendine bakar, ne istiyorsa onu yapar, halka da istediklerine ses çıkarmasınlar diye baskı yaparmış. Bu sırada çok defa hata yapar, ama baskıcı tutumundan dolayı halk gerçekleri söylemeye korkarmış…

 Günlerden bir gün, komşu ülkenin kralının ziyaret edeceğini duymuş. Kendisinden haz etmez, onla ilgili hoş olmayan planlar yaparmış. “Fırsat bu fırsat, en şık ben olmalıyım.” diye düşünmüş ve terzi aratmaya başlamış. Demiş ki yaverlerine; “Dünya’nın her yerine habercilerimi gönderin, bir terzi bulun bana, dünyanın en güzel elbisesini dikecek terziyi!”Bir sürü terzi gelmiş, lakin hiçbirisini beğenmemiş. Sonra bir gün yabancı güçlü bir krallık kendi terzisini yollamış krala ve bu gönderilen terzi demiş ki; “Öyle güzel bir kumaşım var ki, öyle şık olacaksınız ki, kimse sizden gözünü alamayacak. Herkes sizi konuşacak, çok güçlü gözükeceksiniz. Ve sizden önce hiç kimsede olmayacak bu giysi.”Kral çok şaşırmış tabii, hemen kabul etmiş. Ama terzi eklemiş; “Tek şartım var, ben dikerken karışmayın.”Gel zaman git zaman, sonunda terzi bitirmiş ve giydirmiş k.ralı. K.ral aynaya bakmış ve üzerinde hiç giysi olmadığını görmüş. Tam kızacakken terzi demiş ki terzi; “Sayın kralım, bu kumaşı sadece akıllılar görebilir.”Tabii bizim kral kibirli ya, aptal durumuna düşmemek için “Çok güzel” demiş. Etrafındakilere sormuş, elbette hepsi korktuğu için cesaret edememişler doğruyu söylemeye ve “Çok güzel efendimiz”, “Harika oldunuz efendimiz” demişler. Kral daha da böbürlenmiş tabii ki…Ardından, büyük bir kendini beğenmişlikle çıkmış halkın arasına. Halk çok meraklı, çünkü duymuşlar sadece akıllıların görebileceği iddiasını. Halk, görünce şaşırmış, üzerinde hiç giysi yok…

Herkes görmüş, anlamış vaziyet, kralın nasıl kandırıldığını fark etmişler, ama korktukları için hiçbir şey söyleyememişler. O anda bir “çocuk” atlamış meydanın ortasına, parmağıyla kralı işaret etmiş ve gülerek bağırmış; “KRAL ÇIPLAK” diye. Bir anda halk, bu ilk sesle cesaretlenmiş ve kahkahalar atıp, hep bir ağızdan birlik içinde bağırmışlar; “Kral Çıplak!”  Bu seslere, kralın çevresindekiler de katılmış, korkuyu aşmışlar, zincirlerini kırmışlar ve hep bir ağızdan gerçeği söylemişler; Kral çıplak… En sonunda kral durumu geç de olsa böyle bir acı olayla anlamış ve çok utanmış….
Gökten üç elma düşmüş, biri “parka” , biri “halka”, biri de “Hakk’a”….

9 Şubat 2020 Pazar

İflas eden lise eğitim sistemi!



Abbas Güçlü

aguclu@milliyet.com.tr aguclu@abbasguclu.com.tr


İflas eden lise eğitim sistemi!


2 Şubat 2020 Pazar

Bir Göçmen İşçi Direnişi: 1973 Almanya Ford Grevi

1973 yılındaki Ford Köln Grevi Almanya’da Türkiyeli göçmen işçilerin öncülük ettiği ilk grev, ilk işçi eylemi, ilk hak arama mücadelesidir. Farklı dillerden, dinlerden işçiler, birlikte hareket etmiş, işçi sınıfının enternasyonal mücadelesinin en güzel örneklerinden birini sergilemişlerdir.
Köln Almanya’nın en çok göç alan kentlerinden biriydi. Binlerce Türk, Kürt, Yugoslav, İtalyan ve Alman işçi burada bulunan Ford fabrikasında çalışıyorlardı. Alman işçilerin aldığı ücret 8-9 mark civarındayken, Türkiyeli işçilerin ücreti 4-6 mark arasında değişiyordu. Enflasyon giderek yükseliyordu ve işçi ücretleri hızla eriyordu. Sendikalar göçmen işçileri görmezden geliyordu. 1973’te fabrikada yapılan temsilcilik seçimlerinde bir Türk işçi, Mehmet Özbağcı da temsilciliğe aday oldu. 30 binden fazla işçinin çalıştığı Ford’da 5600 oy aldı. IG Metall Sendikasının listesindeki tüm adayların toplamı ise 9000 civarında oy almıştı. Ancak göçmen işçilerin oyları sendika bürokrasisi tarafından görmezden gelindi.

Enflasyonun giderek yükselmesi, işçi ücretlerinin erimesi nedeniyle birçok fabrikada, sendikalar yeni bir toplu sözleşme ve ücret talebinde bulundular. Fakat patronların bu talepleri bastırmaya çalışması nedeniyle tüm ülkede grevler başladı ve yayıldı. Binlerce göçmen işçinin çalıştığı Ford’da ise ücretlerin arttırılması talebinin yanı sıra işçilerin başka bir talebi daha vardı. 4 haftalık yıllık izin sürelerinin 6 haftaya çıkarılması. Göçmen işçiler memleketlerini, ailelerini ziyaret etmek için 4 haftanın yeterli olmadığını dile getirdiler. Ancak bu talep patronlar tarafından reddedildi. Sendikacılar elbette bu talebi toplu sözleşmede dile getirmedi. 1973 yılının Ağustos ayına gelindiğinde binlerce göçmen işçiyi kapsayacak grevin fitili ateşlenmişti. Yıllık izinde Türkiye’ye giden işçiler doktor raporuyla izinlerini uzattılar. Fabrika yönetimiyse raporları kabul etmeyerek izin dönüşü işbaşı yapmayan işçileri işten atmaya girişti. Onlarca işçi işten atıldı. Çıkarılan işçilerin iş yükü geride kalanlara yüklendi. Bu durum içten içe öfkeyi büyüttü.

24 Ağustosta grev başladı. İşçilerin öne çıkardığı iki talepleri vardı. İşten atılan 500 Türkiyeli işçinin işe geri alınması, tüm işçilerin saat ücretlerinin 1 mark arttırılması. Bürokrat sendikacılar burada da uğursuz rollerini oynayarak grevi desteklemediler. Alman işçilerin tamamı olmasa da az bir kısmı göçmen işçilerle birlikte hareket etti. Ancak göçmen işçiler, birbirlerine kenetlenmiş ve grevi başarıya ulaştırmak için tek vücut olmuşlardı.

Bu grev, Alman hükümetini ve bir dünya tekeli olan Ford yönetimini diğer göçmen işçileri de cesaretlendireceği düşüncesiyle bir hayli endişelendirmişti. Böylelikle Türk konsolosluğu devreye girmiş ve işçilere grevi bitirme çağrısı yapılmıştı. Ancak ok yaydan fırlamıştı bir kere. Ağır çalışma koşullarına, düşük ücretlere, her türlü ayrımcılığa maruz kalan işçiler, birlikte hareket etmeyi ve birbirlerine güvenmeyi öğrenmişlerdi artık. Göçmen işçiler geri adım atmayarak, birlikte hak arama mücadelesine devam ettiler.

Ford yönetimi, grev kırıcıları ve polisi devreye soktu. Grev kırıcıları grevci işçilere saldı, polis öncü işçilerin büyük bir kısmını gözaltına aldı. Grev bastırıldı. Ancak işçilerin gözü açılmıştı. Ne patronun ne de bürokrat sendikacıların yaptıklarını unuttular. 1975 yılında gerçekleştirilen sendika temsilciği seçimlerinde, grev kırıcılığına ön ayak olan sendika temsilcilerini ve destekçilerini alaşağı ettiler.

1973 yılındaki Ford Köln Grevi Almanya’da Türkiyeli göçmen işçilerin öncülük ettiği ilk grev, ilk işçi eylemi, ilk hak arama mücadelesidir. Farklı dillerden, dinlerden işçiler, birlikte hareket etmiş, işçi sınıfının enternasyonal mücadelesinin en güzel örneklerinden birini sergilemişlerdir.

17 Mart 2019 Pazar

‘İslamofobia’ya karşı ‘Haçlıfobia’ ile mücadele edilemez!



‘İslamofobia’ya karşı ‘Haçlıfobia’ ile mücadele edilemez!

İhsan ÇARALAN
17 Mart 2019
Yeni Zelanda’nın Christuschurch kentinde iki camiye yönelik yapılan ve 49 kişinin hayatını kaybettiği, onlarca kişinin de yaralandığı terörist saldırı bütün dünyada tepkiyle karşılandı.
Saldırının 28 yaşındaki Avustralyalı aşırı sağcı olan Brenton Tarrant olduğu ortaya çıktı.
Katilin saldırıyı kaskındaki kameradan sosyal medyada yayımlaması, 74 sayfalık bir “manifestosu”nun olduğunun ortaya çıkması ve kullandığı silahın üstüne ve şarjörlerine İslam düşmanlığı, Türkiye düşmanlığı, Hıristiyan-İslam düşmanlığını kışkırtan isimler, olaylar ve sloganlar yazması da gösteriyor ki; Tarrant, bir “meczup”, bir “çılgın” değil, amacı ve hedefleri olan bir teröristtir.

TEPKİ ÇOK DA...

Katliamın duyulmasından beri dünyanın hemen bütün ülkelerinde, yöneticilerden tepki açıklamaları yapılıyor. Terör lanetleniyor, masum insanların katledilmesinden duyulan “üzüntü” ve “öfke” dile getiriliyor!

Ancak şu da bir gerçek ki, bu açıklamaları yapanların, teröre lanet okuyanların önemli bir bölümünün tepkileri “protokol icabı”! Çünkü bu tepki açıklamalarını yapan Trumplar, Putinler, Mayler, Macronlar, din, mezhep. ırk, milliyet, yabancılık, göçmenlik... gibi konularda kışkırtıcılık yapan, daha da önemlisi  ayrımcılığa temel teşkil eden politikalar üstünden dünya egemenliklerini sürdürmeye çalışan emperyalist ülkelerin liderleri, politikacılarıdır.
Nitekim, Tarrant’ın sloganları ve mesajlarının “Yumuşatılmış” ifadelerinin, emperyalist ülkelerin ve yerli gericiliklerin yönettiği ülkelerin politikacıları ve yüksek yöneticileri tarafından da dillendirilmesi giderek sıklaşmaktadır. Dahası bu propaganda söylemleri giderek radikalleşmekte, Tarrant’ın ve ilham aldığını söylediği Anders Breivik’in (22 Temmuz 2011’de Oslo’da 74 kişiyi katleden terörist) söylemine her gün daha çok yaklaşmaktadır.

‘KATLİAMA EN YOĞUN TEPKİ TÜRKİYE’DEN’ DENEBİLİR AMA...

Elbette ki, emperyalist dünya düzeninin yarattığı gelir uçurumu ile her yıl daha da büyüyen ayrımcılık, yabancı düşmanlığı, göçmenlere yönelik ötekileştirme arasında mutlak bir bağ var. Bu tutumun ırkçı, dinci terörizme belirleyici önemde dayanak sağladığı da bir gerçeklik. Bunlar görülmeden “teröre lanet” okumanın da, günü kurtarmanın ötesinde bir işe yaramadığı son yıllarda daha iyi görülmektedir. Tabii gerçeği görmek isteyenler için!
Ülkemizde, Yeni Zelanda saldırısı, belki başka birçok ülkeden daha büyük bir “hassasiyet”le karşılandı. Bunu TBMM’de çok uzun zamandan beri bir araya gelmeyen beş partinin ortak açıklamasında da gördük.
Ancak sorunun önemli bir boyutu daha var.
Şunu söyleyebiliriz ki; Tarrant’ın amacına en büyük desteğin, Tarrant’ın amacına ve eylemlerine en çok tepki gösterdiğini iddia edecek olan medyadan geldiğini söylemek bir çelişki gibi görünse de gerçektir. Çünkü, abartılı ve hamasetle süslenen karşı çıkış, tersine dönerek, terörizmin amacına hizmet etmeye dönüşmektedir!

TERÖRİST İÇİN DE; TERÖR AMAÇ DEĞİL ARAÇTIR!

Çünkü, terörü politik mücadelesinin asli unsuru yapan terör örgütlerinin bu eylemlerdeki amacı, en geri bilinçli kesimlere, “Bakın sizin isteklerinizi biz temsil ediyoruz” mesajını iletmektir. Onun içindir ki Tarrant, insanları katlederken naklen yayın yaptığı sosyal medya hesabına bir de “manifesto” koymuştur! Belki fark edilmez diye de katliamda kullandığı silahların üstüne, İslam-Hristiyan çatışmasının tarihsel sembollerini, çatışmaları anımsatan slogan ve adları yazmıştır.
Yani Tarrant’ın asıl amacı katliam değil mesajını istediği kesimlere ulaştırmaktır! Yani katliam amaca varmak için bir yoldur! Bu amaç görülmeden sadece katliama karşı çıkmak, terörizme karşı mücadele değil, en fazla günü kurtarmak olur.
Bu yüzden de dünkü gazeteler ve siyaset erbabından yapılan açıklamalara baktığımızda Tarrant’ın kamuoyuna ulaştırmak istediği mesajların (Tarrant’ı teşhir etme amaçlı da olsa) “Haçlı zihniyeti” iddiasını da öne çıkararak yapılması açıktır ki, Tarant’ı kötülemek değil onun amacına hizmettir!

TERÖRİST TARRANT ‘ÖZEL ÇALIŞMIŞ’ MIDIR?

Tarrant’ın “Hrıstiyan bir terörist” olarak giriştiği katliamı, “Haçlı zihniyeti” olarak öne çıkarmak (Dünkü gazetelerin çoğunun manşetlerinin özeti budur) açıktır ki, ırklar ve dinler arasındaki çatışmayı okşamak, tarihsel acıları hatırlatmaktır!
Medyadaki ve siyaset alanında, özellikle Cumhur İttifakı kampından yükselen açıklamalara bakıldığında insanın aklına; “Acaba Tarrant, Ben Türklere yönelik suçlamaları öne çıkarırsam, onlar bana tepki adına amaçlarımı dünyaya duyururlar diye düşünmüş müdür?” sorusu gelmeden edemiyor. Hele de Tarrant’ın Türkiye’de 47 gün kaldığı haberlerinden sonra bu soru daha da büyüyor.
“İslamofobia”ya “Haçlıfobia” denecek bir çizgiden karşı çıkmak, sadece terörizme ve arkasındaki güçlere yeni bir dayanak sunmak anlamına gelir.
Özet olarak; “İslamofobia”ya karşı “Haçlıfobia” çizgisinden mücadele sadece ırkçı, dinci, milliyetçi...çatışmaları yaymaya hizmet eder.
Bu son yılların en önemli dersidir.
Tabii bu dersten olumlu anlamda yararlanmak isteyenlere!

 

İdal kilo ve idal kiloya ulaşmak

İdeal kilo nedir?  İdeal kilo, kişinin sağlıklı ve dengeli bir yaşam sürdürebilmesi için sahip olması gereken yaklaşık vücut ağırlığıdır. Y...

Son 30 günde En çok görüntülenen