12 Şubat 2017 Pazar

Ben Melamet Hırkasını

  Ben Melamet Hırkasını

Ben Melamet Hırkasını
Kendim Giydim Eynime
Ar U Namus Şişesini
Taşa Çaldım Kime Ne
Haydar Haydar Taşa Çaldım Kime Ne 

Gah Çıkarım Gökyüzüne
Seyrederim Alemi
Gah İnerim Yeryüzüne
Seyreder Alem Beni
Haydar Haydar Seyreder Alem Beni

Sofular Haram Demişler
Bu Aşkın Badesine
Ben Doldurur Ben İçerim
Günah Benim Kime Ne
Haydar Haydar Günah Benim Kime Ne

Nesimi'ye Sormuşlar
Yarin İlen Hoş Musun
Hoş Oluyum Olmuyayım
O Yar Benim Kime Ne
Haydar Haydar O Yar Benim Kime Ne

Kul Nesimi

OSMANLI DEVLETİNDE YENİLİK (ISLAHAT) HAREKETLERİ:

OSMANLI DEVLETİNDE YENİLİK (ISLAHAT) HAREKETLERİ:
Osmanlı Devleti 18.yy’dan itibaren Avrupa’nın gerisinde kaldığını anlamış ve batı tarzında yenilikler yapmaya başlamıştır. ıslahat =yenilik anlamına gelir. Osmanlı devletinde yenilik hareketleri şu alanlarda olmuştur: *yönetim, *ordu, *eğitim, *ekonomi, *kültür. Osmanlı devletinde yenilik hareketleri şu padişah dönemlerinde olmuştur :

III.SELİM DÖNEMİ: Bu dönemde yapılan yenilik hareketlerinin genel adı NİZAM-I CEDİT’TİR. III. selim dönemindeki bazı yenilikler şunlardır :
* Avrupa’da sürekli elçilikler kuruldu. *kara mühendishanesi kuruldu.(mühendishane-i berr-i hümayun) *yerli malı ürünler kullanılması teşvik edildi.

* NİZAM-I CEDİT adlı ordu kuruldu. * nizam-ı cedit ordusunun ihtiyaçları için İRAD-I CEDİT hazinesi oluşturuldu.
Not: III. Selim dönemi Kabakçı Mustafa ayaklanması ile sona erdi.(1807)

II. MAHMUT DÖNEMİ YENİLİKLERİ:
ASKERİ ALANDA YÖNETİM ALANINDA EĞİTİM-KÜLTÜR ALANINDA

• 1826- YENİÇERİ OCAĞI kaldırıldı. Devlet otoritesine karşı koyan yeniçeri ocağının kaldırılmasıyla padişah otoritesi güçlendi.
• Yeniçeri ocağı yerine ASAKİR-İ MANSURE-İ MUHAMMEDİYE adlı ordu kuruldu.
• Orduya subay yetiştirmek için: HARP OKULU açıldı.
• Ordunun doktor ihtiyacı için: TIBBİYE açıldı. *Divan kaldırıldı yerine NAZIRLIKLAR(BAKANLIKLAR) kuruldu.
*tımar sistemi kaldırıldı yerine devlet memurlarına maaş bağlandı.
*Askeri amaçlı ilk nüfus sayımı yapıldı.
*POSTA VE POLİS teşkilatı kuruldu.
*Devletin aldığı kararları yayımlamak için ilk resmi gazete TAKVİM-İ VEKAY-İ çıkarıldı.
*devlet memurlarına ceket, pantolon, fes giyme zorunluluğu getirildi.
*divan-ı ahkam-ı adliye adlı yardımcı danışma meclisi kuruldu.
*İstanbul’da ilköğretim zorunlu hale getirildi.
*Avrupa-i tarzda okullar açılmış ve Avrupa’ya öğrenciler gönderilmiştir.
*medreselerin yanında batılı tarzında eğitim veren okullar açıldı.
*ortaokul düzeyinde olan RÜŞTİYELER açıldı.
NOT: II. Mahmut döneminde ayrıca ekonomik gelişme için yerli malı kullanımı teşvik edilmiş; kumaş ve deri atölyeleri açılmıştır.

ABDÜLMECİT DÖNEMİ YENİLİK HAREKETLERİ:
Abdülmecit dönemindeki en önemli yenilikler TANZİMAT VE ISLAHAT FERMANLARI’NIN yayımlanmasıdır. Bu fermanların yayınlama nedenleri şunlardır:
*Avrupalı Devletlerin Osmanlı devletinin içişlerine karışmasını önlemek *Osmanlı devletinde yaşayan tüm halkların haklarını korumak *Osmanlı devletinin parçalanmasını önlemek.
TANZİMAT FERMANI(GÜLHANE HATT-I HÜMAYUNU)
YAYINLANMA TARİHİ: 1839 (Mustafa reşit paşa tarafından hazırlandı) ISLAHAT FERMANI
YAYINLANMA TARİHİ: 1856
ÖNEMLİ MADDELERİ:
*Herkes kanunlar önünde eşittir.
*Tüm Osmanlı halkının ırz, namus,mal ve can güvenliği devletin güvencesi altına alınacaktır.
*Herkesten gelirine göre vergi alınacaktır.
*Herkes mal ve mülk hakkına sahiptir; bunları miras bırakabilir.
*Mahkemeler herkese açık olacak; kimse yargılanmadan cezalandırılmayacaktır. 
ÖNEMLİ MADDELERİ:
*Azınlıklara din ve mezhep özgürlüğü tanınacak, kilise ve okul açmalarına izin verilecek.
*Gayrimüslimleri(Müslüman olmayan) küçük düşürecek ifadeler kullanılmayacak.
*Gayrimüslimlerde Müslümanlar gibi devlet memuru olabilecek.
*Azınlıklar askerlik hizmetlerini bedelli olarak yapabileceklerdir.
TANZİMAT FERMANIN ÖNEMİ:
*Bu ferman ile padişah ilk kez kanun gücünün üstünlüğünü kabul etmiştir. hukukun üstünlüğü ilkesi kabul edilmiştir. Bu ferman anayasacılık hareketlerinin ilk adımı sayılır.
*can ve mal güvenliği, mülkiyet hakkı yasal güvence altına alındı.
*Bu dönemde batılı aydın ve devlet adamları yetişmiştir.
*Avrupa hukuk kurallarına göre yargılama yapan mahkemeler kuruldu.
*Osmanlı devleti Tanzimat ile birlikte batılılaşma yönünde önemli bir adım attı. ISLAHAT FERMANININ ÖNEMİ:
*Bu ferman ile daha çok gayrimüslimlerin yani Hristiyan, Yahudi gibi azınlıkların hakları düzenlenmiştir.
*Azınlıklara devlet memuru olma hakkı verilmiştir.
*Azınlıklara verilen geniş haklar Müslüman halkın tepkisini çekmiştir.

8 Şubat 2017 Çarşamba

Başkanlık sistemi

Başkanlık Sistemi Ne Getiriyor?
- Nisan ayında yapılması öngörülen referandumda oylanacak Başkanlık Sistemi (Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi) ne getiriyor?

- Başkanlık sisteminin parlamenter sistemden farkı ne? Referanduma sunulan 18 maddelik Anayasa değişikliği paketinin tam metni ve madde madde açıklamaları.

Avukat Kamil Tekin Sürek inceledi

madde 1
Anayasanın 9. Maddesinde değişiklik öngörüyor.

YÜRLÜKTEKİ MADDE
IX. Yargı yetkisi 
Madde 9 – Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.

ÖNERİLEN MADDE
IX. Yargı yetkisi 
Madde 9 – Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.
1. maddedeki değişiklik ne anlama geliyor?
Bu madde ile, “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.” Hükmüne mahkemelerin sadece bağımsız değil ama aynı zamanda tarafsız olduğu ekleniyor. 
Ama diğer değişikliklerle, Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanının Meclisteki çoğunluk partisi tarafından atanan yüksek mahkeme üyeleri ve yargının yönetici organ teklifinde yargı, yürütmeye tarihte hiç olmadığı kadar bağımlı oluyor

Anayasa değişiklik teklifinde1. madde TBMM'den 345 oyla geçti.

4 Şubat 2017 Cumartesi

CHPden Otuz Soruda Anayasa Değişikliği

AK Parti'nin MHP'nin desteği ile gündeme getirdiği anayasa değişiklik teklifinin TBMM Genel Kurul'undaki görüşmeleri önümüzdeki hafta başlıyor. Getirilmek istenen sistemi ‘rejim değişikliği' olarak değerlendiren CHP, karşı çıkış gerekçelerini 'Anayasa değişikliği ne getiriyor? 30 soru 30 cevap' başlıklı kitapçıkta anlattı.




CHP, Anayasa değişikliğinin kabul edilmesi halinde otoriter bir rejim kurulacağını, bir kişinin hem hükümet, hem meclis, hem mahkeme olacağını ifade edip 'Meclisi mezara, demokrasiyi tarihe gömeriz' dedi. AK Partili 316 milletvekilinin imzası ile TBMM Başkanlığı'na sunulan 21 maddelik Anayasa değişiklik teklifi Anayasa Komisyonu'nda 10 gün süren görüşmelerin ardından 18 maddeye indirilerek kabul edildi.

GÖRÜŞMELER 9 OCAK'TA BAŞLAYACAK GÖZLER FİRELERDE OLACAK

AK Parti ve MHP'nin desteklediği değişikliklere CHP ve HDP karşı çıkıyor. Anayasa değişiklik teklifinin TBMM Genel Kurulu'ndaki görüşmeleri ise 9 Ocak Pazartesi günü başlayacak. Genel Kurul'daki görüşmelerde evet ve hayır cephesindeki partiler arasında tam bir taktik savaşı yaşanması bekleniyor. Gözler ise özellikle evet cephesinde yer alan AK Parti ve MHP'den olası firelere çevrilmiş durumda. Kulislerde her iki partinin de oylamalarda fire verebileceği konuşuluyor.

KİTAPÇIKTA HANGİ MADDELER YER ALIYOR?

CHP, Anayasa değişikliği ile getirilmek istenen düzenlemelere neden karşı çıktıklarını bir kez de '30 soru 30 cevap' başlığı altında hazırlanan broşürlerle anlattı. Genel Başkan Yardımcısı ve TBMM Anayasa Komisyonu üyesi Bülent Tezcan tarafından hazırlanan ve tüm teşkilatlara gönderilen kitapçıkta yer alan bilgiler şöyle:

1) Bu teklifle Amerika'daki gibi bir başkanlık sistemi mi öneriliyor?
Hayır. Başkanlık sistemi sert kuvvetler ayrılığına dayanır. Yasama, yürütme ve yargı birbirinden tamamen ayrıdır. Birbirlerini denetleme mekanizmaları vardır. Önerilen sistemde ise bütün yetkiler bir kişinin (Cumhurbaşkanının) elinde toplanıyor. Bu sistem bir başkanlık sistemi değildir. Açıkça, diktatörlük, tek adam rejimi önerilmektedir.

2) Yapılmak istenen bir hükümet sistemi değişikliği mi, rejim değişikliği midir?
Yapılmak istenen bir rejim değişikliğidir. Egemenliğin tek bir elde toplandığı otoriter rejime geçiştir. Türkiye'de siyasal rejim demokrasi eksikleri olmakla birlikte demokratik cumhuriyettir. Bu değişiklik demokrasi eksikliğini gidermeye dönük yapılmıyor. Tam tersine eksik demokrasiyi de sonlandırıp, otoriter-totaliter bir diktatörlüğün anayasal zemini oluşturuluyor. Cumhuriyet rejimi, kurulduğu günden bu yana egemenliği Saraydan alıp halka verme ve demokratikleşme çizgisini benimsemiştir. Bu ise açık bir karşı devrim hareketi olarak, egemenliği tekrar halktan alıp Saraya (bir kişiye) verme girişimidir. Demokrasiye yönelen gidişin kesintiye uğrayıp, diktatörlüğe yönelmesidir. Bu nedenle yapılmak istenen basit bir hükümet değişikliği değil, rejim değişikliğidir.

'EGEMENLİK MİLLETE DEĞİL, ŞAHSA AİT'

3) Cumhurbaşkanını halk seçiyor. O halde egemenlik neden halktan alınmış olsun?
 
Egemenliğin halka ait olması için seçim tek başına yeterli bir mekanizma değildir. Egemenliğin yansıması olan erklerin (yasama, yürütme, yargı) kullanılma biçimi de en az o kadar önemlidir. Cumhurbaşkanı geçerli oyların çoğunluğuyla seçilir. Bu, milletin yüzde 51'inin altındaki bir temsil oranıyla dahi seçilebileceği anlamına gelir. Ayrıca partili sıfatı ve yürütme organının başı olması nedeniyle milletin tümünü değil, belirli bir siyasi görüşe sahip kısmını temsil edeceği açıktır. TBMM, iktidar ve muhalefetiyle her zaman milletin çok daha büyük bir kesiminin iradesini temsil eder. Bu çerçevede milletin egemenliğini en geniş şekilde yansıtabilen ana organ meclistir. Ayrıca egemenliğin millete ait olmasının bir diğer güvencesi, egemenliğin kullanımının (erklerin) dağıtılmış olmasıdır. Yasama, yürütme ve yargı erkleri birbirini denetleyecek şekilde ayrılıp, anayasal zeminde birbirini denetleyebildiği ölçüde egemenliğin tek elde toplanması önlenir. Bu da egemenliğin millette olmasının güvencesidir. Yapılan teklifl e tek elde toplanan egemenlik, artık millete ait değildir. Şahsa aittir.
 4) Güçler ayrılığı korunuyor mu?

Bu rejim, güçler ayrılığı rejimi değildir. Güçleri bir kişinin (Cumhurbaşkanının) elinde toplayan bir rejimdir. Cumhurbaşkanının hem yürütmeyi, hem yasamayı, hem de yargıyı eline geçirdiği bir dikta rejimdir.

5) Denge ve denetleme mekanizmaları var mı?

Önerilen rejimde denge ve denetleme mekanizmaları yoktur. Sistem Cumhurbaşkanında toplanan yetkilerin hiçbir şekilde sınırlanmaması üzerine kurgulanmıştır. Başkanlık sistemlerinde denge-denetleme mekanizması olarak çalışan, Meclisin onama yetkileri, meclisle başkan seçimlerinin ayrı tarihlerde yapılması, fesih yasağı, bağımsız yargı gibi kurumlar, sistemin tıkanma sebebi olarak görülüp yok edilmiştir.

6) Yürütme yetkisi kimde?

Cumhurbaşkanı yürütmeyi tek başına temsil ediyor. Bugünkü sistemde yürütme yetki ve görevi Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu (Başbakan ve bakanlar) tarafından paylaşılıyor. Hükümet etme sorumluluğu ise Bakanlar Kurulunda. Getirilen sistemde ise hükümet etme yetkisi Cumhurbaşkanına veriliyor. Devletin yönetimi tek başına Cumhurbaşkanına devrediliyor.

7) Başbakan ve bakanlar olacak mı?
Bu sistemde başbakanlık kalkıyor. Bakanlar kurulu da kalkıyor. Bu günkü anlamda bakanlıklar kalmıyor. Cumhurbaşkanı istediği kişileri cumhurbaşkanı yardımcısı olarak atayabilecek. Ayrıca hangi bakanlıkların kurulacağına kendisi karar verecek ve bakanları da kendisi atayacak. İstediği zaman bunları görevden alabilecek.

'CUMHURBAŞKANI KİMSEYE HESAP VEREMEYECEK'

8) Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar kime karşı sorumlu olacak? Meclisin bunları onaylama ya da denetleme yetkisi olacak mı?

Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, sadece Cumhurbaşkanına karşı sorumlu olacaklar. Atanmaları ve görevden alınmaları tamamen Cumhurbaşkanının yetkisinde olacak. TBMM'nin bakanların atanmalarında hiçbir onama yetkisi yok. Ayrıca görevden alınmalarını isteme, düşürme ya da başka bir şekilde denetleme yetkileri de yok. Meclis, Cumhurbaşkanını da denetleyemeyecek, hesap da soramayacak. Cumhurbaşkanı hiç kimseye karşı sorumlu değil. Kimseye hesap vermeyecek. Ayrıca denetlenmeyecek.

9) Güvenoyu ve gensoru olacak mı?

Hükümetin kurulması ya da göreve devam etmesinde Meclisin onayı anlamına gelen güvenoyu kurumu ile başbakan ve bakanların güvensizlik oyu ile düşürülmeleri imkânını sağlayan gensoru kurumu yok. Meclisin hükümeti (yürütmeyi) en güçlü denetim yolları olan güvenoyu ve gensoru kaldırılıyor.

10) Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı Yardımcıları ve Bakanlar suç işlerse ne olacak?

Cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanı yardımcısı ve bakanların suç işledikleri zaman yargılanabilmeleri için önce Meclisin 301 milletvekilinin (üye tamsayısının salt çoğunluğu) soruşturma açılmasını istemesi gerekecek. Sonra Meclisin 360 milletvekilinin (3/5 çoğunluk) soruşturma açılmasına karar vermesi gerekecek. Daha sonra da Yüce Divana sevk için Meclisin 400 milletvekilinin (2/3 çoğunluk) karar vermesi gerekecek. Bu oranlar sağlanamazsa işlediği suç nedeniyle Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanların yargılanması mümkün olmayacak.

11) Cumhurbaşkanının mevcut anayasaya göre neredeyse sorumsuz olduğu, bu düzenleme ile sorumlu hale getirildiği söyleniyor. Bu doğru mu?

Doğru değil. Öncelikle mevcut anayasadaki Cumhurbaşkanı ile değişiklikten sonra ortaya çıkacak Cumhurbaşkanı aynı Cumhurbaşkanı değil. Bu nedenle sorumluluklarını, kullandıkları yetkiyle orantılı olarak ele almak gerekir. Mevcut Cumhurbaşkanı'nın yetkileri sınırlıdır. Siyasi sorumluluk hükümettedir. Getirilmek istenen Cumhurbaşkanı ise bütün yürütme yetki ve görevini elinde toplamış, parti genel başkanlığı yapabilecek, yasama ve yargıya müdahale edebilecektir. Şu andaki başbakan ve bakanların kat kat üstünde yetki kullanabilecek, ama sorumluluğu onlardan daha hafi f olacak. Karşılaştırma yapılacaksa bugünkü hükümet üyelerinin sorumluluğuyla karşılaştırılmalıdır. Şu anda başbakan ve bakanların işledikleri iddia edilen suçlar nedeniyle Meclisin 55 milletvekilinin (yüzde 10 imza) imzası ile soruşturma açılması istenebiliyor, basit çoğunlukla (139 bile olabilir) meclis soruşturması açılmasına karar verilebiliyor ve 276 oyla (salt çoğunluk) da Yüce Divana sevk edilebiliyor. Teklifte ise, çok daha fazla yetki verilen Cumhurbaşkanının sorumluluğunu sağlamak ve denetlemek nerdeyse imkânsız hale getirilmiştir. Yüce Divana sevk için sırasıyla 301, 360, 400 milletvekilinin oy vermesine ihtiyaç vardır. Parti genel başkanı sıfatıyla Meclis gurubunu da kontrol eden Cumhurbaşkanını Yüce Divana sevk için bu oyları bulmak neredeyse imkansızdır.
  12) Bakanların sorumlulukları mevcut anayasadan farklı mı?

Evet farklı. Onlar da işledikleri suçlar nedeniyle neredeyse yargılanamaz hale getirilmişlerdir. Şu anda bakanların işledikleri iddia edilen suçlar nedeniyle Meclisin 55 milletvekilinin (yüzde 10 imza) isteği ile soruşturma açılması istenebiliyor, basit çoğunlukla (139 bile olabilir) meclis soruşturması açılmasına karar verilebiliyor ve 276 oyla (salt çoğunluk) da Yüce Divana sevk edilebiliyor. Getirilen sistemde ise aynı Cumhurbaşkanı gibi Yüce Divana sevk için sırasıyla 301, 360, 400 milletvekilinin oy vermesine ihtiyaç var.

13) Cumhurbaşkanı önerilen yeni rejimde neler yapabilecek?

Bütün yönetim işlerini yapabilecek. Bugün başbakan ve bakanların kullandığı bütün yetkileri kullanabilecek. Bakanlıkları, kamu idaresinin tamamını istediği gibi Kararnamelerle düzenleyebilecek. Bakanlıkları, devlet dairelerini, kurumları kuracak, kaldıracak, görevlerini belirleyecek, atayacak, azledecek, soruşturma yapacak, disiplin işlerini düzenleyecek, ihale yapacak, üniter yapıyı bozacak idari düzenlemeler yapabilecek, ne kadar devlet yetkisi varsa kullanacak. Partili Cumhurbaşkanı sıfatıyla milletvekili adaylarını belirleyecek, meclisin oluşumuna müdahale edecek, Meclisi fesih edebilecek, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile yasama yetkisine ortak olacak, kanunları veto edebilecek. Yüksek mahkemelere, Hâkimler ve Savcılar Kuruluna üye atayacak, yargıyı belirleyecek. Bütün bunları yaparken hiçbir şekilde hesap vermeyecek, sorumlu olmayacak. Herkese dokunabilen ama kendisine dokunulamayan bir kadir-i mutlak kişi olacak.
'YARGI SİYASETİN EMRİNE GİRECEK'

14) Cumhurbaşkanı parti genel başkanı olabilecek mi? Partili olmasının ne sakıncası var?
 
'Anayasa teklifi yasalaşırsa AB süreci resmen biter'
Cumhurbaşkanı hem parti üyesi hem de isterse genel başkan olabilecek. Parti genel başkanı olarak milletvekili listesi yapabilecek. Partisinin meclis grubunun başkanı olacak. Bu şekilde Meclisi istediği gibi şekillendirme ve etkileme imkânına sahip olacak. Parti başkanı olarak aynı zamanda yüksek yargıçlar atayabilecek. Yargı siyasetin emrine girecek. Ayrıca parti başkanı sıfatı Cumhurun başkanı olmasına engel olacak. Sadece kendi partililerinin başkanı olacak. Milleti temsil etmesi söz konusu olamayacak. Partili olması nedeniyle tarafsız olması mümkün olmayacak. (Cumhurbaşkanının yemin etmesini düzenleyen 103.madde aynen duruyor. Orada tarafsızlık üzerine yemin edecek (!), ancak partisinin genel başkanı sıfatıyla parti yönetecek.) Devlet düzeninin parti düzenine, devletin de parti devletine dönüşmesine anayasa ile izin verilmiş olacak.
15) Cumhurbaşkanı seçimi ile TBMM seçiminin aynı gün yapılmasının ne sakıncası var?

Cumhurbaşkanı seçimi ile milletvekili seçimi aynı gün yapılırsa parti genel başkanı olan Cumhurbaşkanı adayı, aynı zamanda partisinin milletvekillerini de belirleme imkânı bulacak. Burada hem aday gösterme yetkisi nedeniyle milletvekillerini ismen belirleme imkânı olacak, hem de aynı anda yapılan seçimlerde seçmen, Cumhurbaşkanı ile onun partisine oy vereceğinden siyasi olarak da meclis çoğunluğuna hâkim olacak. Böylece seçilen Cumhurbaşkanı fiilen yasama organının da çoğunluğunu belirleyip, kontrol edebilecek. Meclisin Cumhurbaşkanını denetleyebilmesi fi ilen mümkün olmayacak. Bu da güçler ayrılığını yok edecek. Oysa, seçimlerin farklı zamanlarda yapılması, milli irade denetiminin işletilmesini de sağlar. Meclisin Cumhurbaşkanı ve yürütme karşısındaki bağımsızlığını güvence altına alır. Cumhurbaşkanını seçen irade, aradan bir süre geçtikten sonra yönetimden memnun olmaz ise bunu Meclis seçiminde sandığa yansıtıp iktidarı denetleyecek bir Meclis seçerek denge kurabilir. Aynı anda seçim denetim yolunu ortadan kaldırır. Getirilen düzenleme bir anlamda bir dayatma düzenlemesidir. Millete "kimi Cumhurbaşkanı seçiyorsan onun partisinin milletvekillerini de seç ve beş yıl onlara katlan" demektir. Demokratik başkanlık sistemlerinde Başkan seçimi ile Meclis seçimleri ayrı tarihlerde yapılır.
 16) Cumhurbaşkanlığı kararnamesi nedir? Cumhurbaşkanı bu yolla yasama yetkisine ortak mı oluyor?

Teklife göre Cumhurbaşkanı, kişi hak ve ödevleri ile siyasi hak ve ödevlere ilişkin temel haklar hariç, yürütmeye ilişkin her konuda kararname çıkarabilir. Olağanüstü hallerde bu sınırlamalara da bağlı kalmadan tek başına her konuda kararname çıkarabilir. (Anayasa Komisyonunda eklenmiştir.) Bu kararnameler kanun gibidir. Bu yetki bir anlamda tek başına kanun yapma yetkisidir. Yani padişah fermanı gibidir. Evet, Cumhurbaşkanı bu yolla yasama yetkisine ortak edilmiştir. Anayasada yasama yetkisi TBMM'ne verilmişse de, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarmak suretiyle Cumhurbaşkanı Meclisin yasama yetkisine ortak olmaktadır.

17) Meclis aynı konuda kanun çıkarırsa kararname hükümsüz olacağına göre, Meclis isterse kararname çıkarmayı engelleyemez mi?

Hayır engelleyemez. Çünkü Meclisin çıkardığı kanunu Cumhurbaşkanı veto edebilir. Veto ettiğinde Meclis bunu ancak salt çoğunlukla (301 oyla) tekrar kabul edebilir. Aksi halde kabul edilmez. Partili Cumhurbaşkanı, kontrol ettiği mecliste aynı kanunun salt çoğunlukla geçmesini engelleyip, fi ilen yasa çıkarma yolunu tıkayarak, kararname yolunu açacaktır. Bu kanunlarla değil, kararnamelerle Türkiye'nin yönetileceği anlamına gelir. Bu durum açıkça milli irade gaspıdır.

'MECLİS TAMAMEN İŞLEVSİZ KALACAK'

18) Veto yetkisi şimdi de var. Olmasının sakıncası ne?

Şimdiki veto yetkisi elinde yürütme gücü yoğunlaşmamış, nispeten sınırlı yetkiye sahip Cumhurbaşkanına verilmiş bir denge-denetim mekanizmasıdır. Ayrıca vetodan sonra Meclis aynı kanunu basit çoğunlukla (katılanların çoğunluğuyla) yeniden kabul edebilir. Getirilen değişiklikle diktatörlük yetkilerinin verildiği bir tek adamın elinde veto yetkisi olması, yasama organını tamamen sembolik hale getirir. Özellikle bu yetki; vetodan sonra aynı kanunun ancak salt çoğunlukla (301 oyla) kabul edilme şartı ve Cumhurbaşkanının kararname çıkarma yetkisi ile birleşince, Meclisi tamamen işlevsiz bırakacak bir suiistimal aracına dönüşür. 19) Yasama tekelinin Meclis'te olmasının önemi nedir?
Milli egemenliğin şartı olmasıdır. Egemenliği halka ait kılan en önemli unsur, kanun yapma tekelinin milletin meclislerinde olmasıdır. Egemenliğin krallardan halka geçmesi sürecinde en önemli kavşak noktası, yasama tekelinin milletin (halkın) seçtiği meclislere verilmesidir. Demokrasiler egemenliğin saraydan, krallardan alınıp halka verilme sürecidir. Bu bir anlamda fermandan kanuna geçmeyi ifade eder. TBMM'nin yasama tekelini kaldırmak, tek adama kararname çıkararak buna ortak olma yetkisi vermek, kanundan fermana, milli egemenlikten krallığa geçmektir.

20) Cumhurbaşkanının Meclis'i fesih yetkisinin ne sakıncası var? Şu anda da bu yetkisi yok mu?
 
Cumhurbaşkanı da, Meclis de halk tarafından seçiliyor. Meclisin halkı temsil oranı (tüm partiler temsil edildiğinden) her zaman 11 Cumhurbaşkanından daha yüksektir. Milletin seçtiği Meclisi yürütmenin başı olan Cumhurbaşkanın fesih etmesi, yürütmenin yasama üzerinde tahakküm kurmasına neden olur. Cumhurbaşkanı hiçbir gerekçe göstermeden Meclisi fesih etme yetkisiyle donatılıyor. Bu, hoşuna gitmediği anda Meclisi ortadan kaldırma yetkisi demektir. Örneğin işlediği bir suç nedeniyle (zor da olsa) 301 imzayla hakkında soruşturma açılması istenen Cumhurbaşkanı henüz soruşturma açılmadan önce Meclisi fesih edip soruşturma açılmasını engelleyebilir. Ya da vetoya rağmen 301 oyla kanun yapıp kararname çıkmasını önleyen, Cumhurbaşkanının istediği gibi hareket etmeyen meclisi, Cumhurbaşkanı gerekçe göstermeden fesih edebilir. Cumhurbaşkanının fesih yetkisi parlamenter sistemlere özgü bir mekanizmadır. Belirli şartlara bağlıdır. Şu anda bizdeki yetki sadece hükümetin kurulamaması halinde verilmiş, şartları da anayasada gösterilmiş bir yetkidir. Tarihimizde, Büyük Atatürk'e dahi bu yetki verilmemiştir. Atatürk bütün milli mücadeleyi ve sonrasındaki devrimleri Milletin Meclisi ile birlikte yapmıştır. Demokratik başkanlık sistemlerinde başkana bu yetki tanınmaz. Başkanlık adı altında bozulmuş sistemlerde ise bu tip yetkilerin verildiği görülmüş ve hepsinde de rejim otoriterleşmiştir. Cumhurbaşkanı Meclisi tek başına vereceği kararla fesih edebilirken, Meclis Cumhurbaşkanının görevine ancak 3/5 çoğunlukla (360 oy) son verebiliyor. Yani işlemesi Meclis açısından son derece zor, Cumhurbaşkanı açısından ise çok kolay bir sistem getirilmiş.
21) Cumhurbaşkanının iki dönemden fazla seçilmesi kesin olarak engellenmiş mi?

Hayır. Kural olarak iki dönem seçilebilir. Ancak partili Cumhurbaşkanı ikinci döneminin sonuna yaklaştığında, Meclisin 3/5 çoğunluğunu yönlendirebilirse seçimlerin yenilenmesi kararı aldırarak bir dönem daha seçilebilir.

22) Başkomutanlık yetkisi TBMM'den alınıyor mu?
 
Başkomutanlık Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulduğu günden bu yana tartışmasız ve mutlak olarak Meclise ait olmuştur. Milli mücadele döneminde Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e dahi geçici ve Meclisi temsilen verilmiştir. Mevcut Anayasada Cumhurbaşkanının TBMM adına Başkomutanlığı temsil yetkisi bulunmaktadır. Teklifi n ilk şeklinde "TBMM adına" kısmı çıkarılmış, sadece "Başkomutanlığı temsil eder" denmiştir. Tepkiler üzerine Anayasa Komisyonunda bu ibare yeniden eklenmiştir. Yani önce Başkomutanlığı Meclisten alıp doğrudan Cumhurbaşkanına bağlama teşebbüsünde bulunulmuş, tepkiler üzerine Komisyon aşamasında vaz geçilmiştir. 23) Bu değişiklikle nasıl bir Meclis yaratılıyor?
Yetkisi ve etkisi sıfırlanmış, aciz bir Meclis yaratılıyor. Güvenoyu ve gensoru gibi denetim mekanizmaları olmayan, yürütme üzerinde hiçbir etkili denetim imkânı kalmayan, yasama tekeli elinden alınmış, yasama yetkisi sınırlanmış, fesih tehdidi altında aciz bir Meclis yaratılıyor. Bu TBMM'yi tabuta koyup üzerine son çiviyi çakma projesidir.

24) Yargının, yasama ve yürütmeyi denetleme imkânı yok mu?

Yok. Yargı tamamen siyasetin emrine girecek. Güçler ayrılığı ve denge-denetleme mekanizmalarının en önemli unsuru olan bağımsız yargı denetimi fi ilen imkânsız hale gelecektir. Tüm yüksek yargıçlar ve yüksek yargı kurulu doğrudan ya da dolaylı Cumhurbaşkanı ve onun hakim siyasi anlayışına göre şekillenecektir. Bu nedenle denetim imkânı da kalmayacaktır. Yargı tümüyle Cumhurbaşkanının emrindeki bir organ olacaktır. Adalet dağıtmayacak, Cumhurbaşkanının sopası olarak kullanılacaktır.

25) Hakimler ve Savcılar Kurulu nasıl oluşacak?
 
Hakimler ve Savcılar Kurulu 13 üyeden oluşacak. Cumhurbaşkanı Kurulun 6 üyesini (Adalet Bakanı, Adalet Bakanlığı Müsteşarı ve dört üyeyi) doğrudan belirleyecek. Kalan 7 üyeyi de parti başkanı sıfatıyla kontrol ettiği Meclis aracılığıyla seçtirecektir. Bütün yargı örgütünün başı olan kurul, böylece Cumhurbaşkanı ve onun siyasi anlayışına uygun oluşacaktır. Teklif metninde 12 olan sayı Anayasa Komisyonunda 13'e çıkarılmış, Adalet Bakanlığı Müsteşarı da kurulun doğal üyesi yapılmıştır. Bu şekilde Kurul üzerindeki yürütme hakimiyeti (siyasi hakimiyet) daha da pekiştirilmiştir. Cumhurbaşkanının altı üyeyi doğrudan belirleme imkanı muhafaza edilmiştir.
26) Anayasa Mahkemesi üyeleri nasıl seçilecek?

Cumhurbaşkanı 15 üyeli Anayasa Mahkemesinin 12 üyesini bizzat kendisi, 3 üyesini de partisi aracılığıyla kontrol ettiği TBMM eliyle belirleyecektir. Bu Anayasa mahkemesi yarın Yüce Divan sıfatıyla kendisini seçen Cumhurbaşkanını, yardımcılarını ve bakanlarını yargılayacak(!..)

27) Cumhurbaşkanının yüksek yargıda başka seçim yetkisi de var mı?

Danıştay üyelerinin dörtte biri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Başsavcı vekilini seçme yetkisi de var. Cumhurbaşkanının seçtiği Danıştay üyeleri, Cumhurbaşkanının temsil ettiği idarenin eylem ve işlemlerini denetleyecek(!) Ayrıca Yargıtay ve Danıştay'ın kalan üyelerini de Cumhurbaşkanının belirleyeceği Hakimler ve Savcılar Kurulu atayacak.

28) Şu anda da Cumhurbaşkanının Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay ve HSYK'na atama yetkisi yok mu?

Var. Ancak mevcut Anayasada tanımlanan Cumhurbaşkanı başka, teklif edilen anayasal değişiklikteki Cumhurbaşkanı başka… Bu Cumhurbaşkanın yetkileri parlamenter sisteme göre fazla dahi olsa, getirilen sisteme göre yok denecek kadar sınırlı. Değişiklikte tarif edilen Cumhurbaşkanı, bütün yetkileri elinde toplayan bir kişi olacaktır. Dolayısıyla gerçek bir yargı denetimi için, Cumhurbaşkanının yargı alanında hiçbir yetki kullanmaması gerekir.

'FEDERASYONA GEÇİŞ HAZIRLIĞI'

29) Üniter devlet tehlikede mi?

Evet. Cumhurbaşkanına, kararname çıkararak merkezi idare alanında geniş düzenlemeler yapabilme ve sınırsız şekilde kamu tüzel kişilikleri kurabilme yetkileri tanınmıştır. Böylece idari alanda sınırları belirsiz örgütlenmeler oluşturma yolu açılmıştır. Tepkiler nedeniyle Komisyon aşamasında her ne kadar teklif metninden 14. ve 15.maddeler çıkarılmışsa da, Anayasanın 104 ve 123. maddelerindeki değişiklikler Cumhurbaşkanına yetkilerini kullanarak üniter yapıyı değiştirecek idari düzenlemeler yapma imkanı vermektedir. Bu federasyona geçiş hazırlığıdır.

30) Bu Anayasa değişikliği geçerse ne olur?

Anayasayla bir diktatör yaratırız. Her şeye dokunan ama kendisine dokunulamayan bir diktatör ortaya çıkar. Demokratik rejimden tamamen ayrılıp otoriter bir rejim kurulur. Hiçbir vatandaşın, can, mal ve hukuk güvenliği kalmaz. Her kişi, kurum ve kuruluş tek bir kişinin, bir diktatörün vicdanına terk edilir. Yönetimi denetleyecek hiçbir güç kalmaz. Devlet yönetiminde ve ülkede zorbalık hakim olur. Bir kişi hem hükümet, hem meclis, hem mahkeme olur. Yasama, yürütme ve yargı tek bir elde toplanır. Etkisiz, yetkisiz, aciz ve sembolik bir Meclis ortaya çıkar. Meclisi mezara, demokrasiyi tarihe gömeriz.

Neden 'Hayır' demeliyiz?

Neden 'Hayır' demeliyiz?

Ülkenin yıkıma, halkın uçuruma daha fazla sürüklenmesini önlemek için, ‘HAYIR’ demeliyiz.

Çocuklarımızın savaşlarda kırılmasını engellemek için, ‘HAYIR’ demeliyiz.

Türkiye’nin Libya, Irak ve Suriye’de yaşanan türden katliamlara sahne olmasını önlemek için, ‘HAYIR’ demeliyiz.

Ülkenin bir tek kişi tarafından Olağanüstü hal, Sıkıyönetim ve savaş hali yasalarıyla yönetilmesinin önüne geçmek için, ‘HAYIR’ demeliyiz.

Nasıl düşüneceğimize, neye inanıp-inanmayacağımıza, yaşam tarzımızın nasıl olacağına olağanüstü yetkilerle donatılmış bir adamın karar vermemesi için, ‘HAYIR’ demeliyiz.

Grev ve direniş, söz, basın -yayın ve örgütlenme hakkının bir kişi tarafından tasallut altına alınmasına dur demek için ‘HAYIR’ demeliyiz.

İrademizi, seçme-seçilme hakkımızı bir tek kişinin eline teslim etmemek için, ‘HAYIR’ demeliyiz.

Parlamentonun, mahkemelerin, üniversitelerin bir tek kişinin keyfi yönetimine bağlanmasını önlemek için, ‘HAYIR’ demeliyiz.

Daha iyi koşullarda yaşama istemini dile getiren, çalışma ve iş koşullarının iyileştirilmesini isteyen, tam hak eşitliği, barış ve demokrasi isteyen, kadınların horlanıp-aşağılanması ve cinsiyetçi ayrıma tabi tutulmasına karşı çıkanların bir Tiran tarafından “hain” ilan edilerek zindanlara kapatılmasına set çekmek için, ‘HAYIR’ demeliyiz.

Ülkenin ve tüm ezilenlerin, baskıyla, polis zorbalığı ve zindan tehdidiyle susturulmaya çalışılan herkesin yararına olan ‘HAYIR’ oylarını artırmak, hep birlikte ‘HAYIR’ demektir!

Zorba bir diktatörün başında bulunacağı faşist barbarlık altında inlememek için ‘HAYIR’ demeliyiz.

A. Cihan SOYLU

YAZARLAR - MERCEK

03 Şubat 2017 05:00

22 Ocak 2017 Pazar

Suriye’de kim kime karşı savaşıyor?

Birgun Gazetesi

 

 

 

 Suriye’de kim kime karşı 

savaşıyor?

 

İBRAHİM VARLI İBRAHİM VARLI

 Cerablus operasyonu 2011’den beri kanlı bir savaşın hüküm sürdüğü Suriye’de hem askeri hem de siyasi birtakım pozisyon değişikliklerine yol açtı. Peki, yeni denklemler ışığında kim kime karşı, neden savaşıyor?

 

Suriye’de kim kime karşı savaşıyor? 

 

Çok denklemli, çok aktörlü Suriye sahasında Cerablus harekatı, krizi daha da içinden çıkılmaz bir kaosa sürükledi. Operasyon, hem askeri hem de siyasi bir takım pozisyon değişikliklerine, cepheleşmelere yol açtı. Alman Die Welt gazetesi Fırat Kalkanı operasyonunun Suriye'deki savaşı, gerek Ortadoğu gerekse de bölge için daha da öngörülemez ve tehlikeli hale getirdiğini yazdı. Suriye adeta bir mini üçüncü dünya savaşına sahne oluyor. ABD, Rusya, İngiltere, Fransa, Almanya, Suudi Arabistan, Katar, Türkiye, Ürdün, Bahreyn, Kuveyt, İran, Lübnan, İsrail gibi ülkelerle, NATO, Hizbullah, Kürtler, IŞİD, El Nusra, Ahraruş Şam, ÖSO gibi örgüt ve yapılar bu sahnede boy gösteriyor. Peki 2011’den beri kanlı bir savaşın hüküm sürdüğü Suriye'de kim kime karşı savaşıyor?
» 
ABD: Körfez Arap ülkeleri ve AKP hükümetiyle birlikte Suriye’deki savaşın asli sorumlularından. Rejim değişikliği için ÖSO başta olmak üzere çeşitli cihatçı yapıları destekledi. Bir tarafta IŞİD’e karşı operasyon düzenlerken, öte yanda “ılımlı” muhalifler adı altında çeşitli cihatçı grupları destekliyor. Kürtlerle ittifakını derinleştirirken, Esad yönetimi ile çeşitli görüşmeler içerisinde. Esad’ın gitmesi ilk önceli olmaktan çıktı. Rusya ile girdiği kıyasıya rekabette tüm aktörlere yatırım yapıyor!
» 
Rusya: Suriye’deki en önemli aktör. Başından bu yana Suriye devletinin yanında yer aldı. 30 Eylül 2015 Suriye’de cihatçı hedeflere yönelik hava harekâtıyla Suriye’deki savaşa resmen müdahil oldu, denklemi de temelden sarstı. Savaşın seyrini değiştiren asıl gelişme ise İran’daki hava üssünü kullanarak Suriye’deki IŞİD mevzilerini vurması oldu. Şam yönetimine koşulsuz destek verirken, Kürtlerle de yakın ilişkiler içerisinde. ABD ile birlikte Suriye’nin yeni dizaynı konusunda anlaşmazlık içerisinde.
» 
Türkiye: Baştan bu yana “muhalif” adı altında silahlı grupları destekledi. ÖSO ile çıkılan yolda Ahraruş Şam, Cündül İslam derken Sultan Murat Tugayları gibi irili ufaklı Sünni Türkmen gruplar desteklendi. Bütün stratejisini Şam yönetiminin devrilmesi üzerine kurdu. Cerablus çıkarmasıyla ilk günden bu yana beri ısrar ettiği “tampon bölge” hayalini tesis etme yolunda önemli bir mesafe katetti. Bir yandan ABD, AB ve NATO ile iş görürken, öbür tarafta ise Rusya-Tahran hattına yanaştı. Son operasyon da bu “anlaşma”nın bir sonucu. Türkiye’nin “kırmızı çizgisi” ise Kürtlerin alan kapması! “Üç günde Şam’da namaz kılarız” politikasından, “Esad’lı bir geçiş süreci”, “rejimle de konuşulabilir” söylemine dönüldü. Cerablus çıkarması ile birlikte yeniden oyun sahnesine döndü.
» 
İran: Hem askeri, hem siyasi, hem de milis desteğiyle baştan itibaren Suriye’deki temel aktörlerden. En seçkin birlikleri Suriye devletinin yanında savaşıyor. Kasım Süleymani liderliğindeki birliklerle adeta cephe savaşı veriyor. Başından itibaren Türkiye ve ABD ile farklı cephelerde olsa da Kürtlerin herhangi bir statü elde etmemesi konusunda Türkiye ile benzer bir pozisyonda.
» Suriye Devleti: Rusya ve İran gibi ülkelerle, Hizbullah ve Pakistan, Afganistan, Irak’tan gelen hatırı sayılı orandaki Şii milislerle oluşturduğu ittifak sayesinde ayakta kaldı. Halihazırda onlarca ülkesinden gelen on binlerce cihatçı ve onlara destek sunan Türkiye, Suudi Arabistan gibi ülkelere karşı direniyor. Kürtlerle yaptığı “tarihi ittifak” içerideki dengeleri kendi lehine sonuçlanmasına yol açtı.
» 
Kürtler/PYD: İlk günden bu yana izledikleri tarafsız politikaları nedeniyle Suriye krizinin en büyük kazananı oldular. “Ne rejim ne de muhalifler” politikası onları en stratejik aktör haline getirirken, Kanton yönetimleriyle “de facto” bir yapıya da kavuşmuş oldular. IŞİD’e karşı verdikleri mücadele dünyanın saygısını kazanırken, ABD, Rusya, AB tüm aktörlerle ilişki ve iletişim halindeler. İlk hedefleri her üç kantonu da coğrafik olarak birleştirmek. Cerablus sonrası Türkiye ile de fiilen karşı karşıya geldiler. Ankara’ya göre YPG’nin IŞİD karşısında elde ettiği başarılar Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt devleti kurulmasının önünü açabilir. Müttefikleri kadar düşmanları da çok!
» 
IŞİD: Suriye’de Avusturya büyüklüğünde bir alana hükmediyorlar. 2014’te hilafet ilan ederek ‘İslam Devleti’ni ilan eden IŞİD, her geçen gün mevzi ve toprak kaybediyor. Ebubekir el Bağdadi liderliğindeki IŞİD, Suriye sahasındaki bütün aktörlerin “ortak düşman”ı durumunda! ABD liderliğindeki koalisyon uçaklarının yanı sıra Rusya savaş jetleri tarafından da havadan bombalanıyor. IŞİD'in en büyük mali kaynağını petrol satışı ve kaçakçılık oluşturuyor.
» 
ÖSO: Suriye’de Ankara-Riyad desteğiyle kurulan ilk “muhalif” yapılardandı. Çatışmaların başladığı Mart 2011’de, Suriye ordusundan kaçan askerler tarafından bizzat Türkiye-Suudi Arabistan yönlendirmesiyle kuruldu. ABD ve Türkiye tarafından “eğit-donat” politikasıyla resmen desteklenmesi de örgütün zamanla güç kaybetmesine engel olamadı. Cerablus operasyonuyla Türk tanklarının ve askerinin ardından Cerablus’a sokulması ÖSO’ya yeniden bir güç kazandırdı.
» 
El Nusra: Suriye’de ikinci en güçlü grup, El Kaide’nin Suriye’deki kolu olan El Nusra Cephesi. Örgüt Ankara ve Batılı ülkelerden daha fazla yardım koparmak için ismini geçen aylarda “Şam’ın Fethi Cephesi” olarak değiştirid. Mart ayında Suriye askerlerinin kontrolündeki İdlib’i ele geçiren ‘Fetih Ordusu‘na öncülük eden örgüt, ülkenin güneyinde de çok sayıda bölgenin kontrolünü elinde tutuyor. Öte yandan örgüt, Suriye’nin kontrolü için IŞİD’le de mücadele halinde.
» 
Hizbullah: Suriye’de etkin bir diğer grup, Lübnan merkezli Şii Hizbullah örgütü. Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad’ın ‘esas müttefik’olarak nitelediği Hizbullah, Tahran yönetimiyle de yakın ilişkiler içinde. Hizbullah’ın en etkin olduğu bölge ise Suriye’nin Lübnan sınırındaki Kalamun dağları ve çevresi. Hizbullah lideri Hasan Nasrallah geçen haftalarda yaptığı konuşmada Suriye’deki etkinliklerini yoğunlaştıracağını duyurdu. Hizbullah Suriye ordusu ile birlikte ülke genelinde önemli mücadeleler veriyor. Yüzlerce militanını Suriye’de kaybetti.
» 
Ahraruş Şam: Savaşta son dönemde öne çıkarılan örgütlerden bir tanesi. Körfez Arap ülkeleriye birlikte Türkiye tarafından da destekleniyor. Mart ayında İdlib’i ele geçiren ‘Fetih Ordusu’nu oluşturan en önemli unsurlardan. Suriye’nin kuzeybatısında etkin olan örgüt son dönemlerde güneydeki etkinliğini de arttırdı. Diğer cihatçı gruplarla alan kapma arayışında.
» 
Fetih Ordusu: Suriye'deki en büyük cihatçı gruplardan biri. "Ilımlı" ve radikal grupların birleşiminden oluşan Fetih Ordusu'na bağlı gruplar arasında El Kaide'nin Suriye'deki kolu olarak bilinen El Nusra Cephesi ile Ahraruş Şam da bulunuyor. Fetih Ordusu esasında bir çatı örgüt. Ankara ve Suudi Arabistan tarafından geçen kış kurulmuştu. Ana hedef İdlip'in alınmasıydı. Bu cihatçıların çoğu yıllardır Ürdün, Cezayir, Afganistan, Çeçenistan ve diğer ülkelerden geliyor.

Aktarılan kaynak

11 Ocak 2017 Çarşamba

Dolar artışı hayatımıza nasıl yansır?

   Dolar artışı, alım gücünün düşmesine yol. açar. Çünkü Türkiye ithal ürünlerin hammadde olarak çok kullanıldığı bir ülke.

Kurdaki hareketin kalıcı olması durumunda 

Dolardaki artış zamlarla enflasyonu artırır. Enflasyon arttıkça faizler yukarı çıkar. Bu da beklentilerde bozulma ve yatırım kararlarının değişmesine yol açar. Yatırım kararları etkilenince büyüme etkilenir. Bu da istihdama ve ücretlere yansır.

Gıdaya yansıması biraz geç olur ancak meyve sebze açısından hammadde fiyatları, girdiler etkilenir.

Elektronik cihazlar ithal olduğu için kur artışı fiyatlara yansır.

Otomotivde satılan araçların yüzde 50'den fazlası ithal olduğu için otomotive fiyatları artar.

Enerjide petrol ve doğalgaz fiyatlarında maliyetler artar. Benzin, ulaşım ve ısınma giderlerinde zam gelir.Gecikmeli olsa da eninde sonunda fiyatlar yükselir.

Konutta demir çelik gibi ithal girdiler yüksek. Şu anda arz fazlası var. Önümüzdeki dönemde zam gelecektir. Yeni yapılan konutların fiyatları yükselir.

Tekstilde hammadde fiyatlarındaki artışla giyimde yeni sezon fiyatlarına zam gelir.

Artan döviz nedeniyle Yurtdışına seyahat etmek isteyenler planlarını ertelemeyi düşünebilir. Bunun da hizmet sektörüne etkisi olur.
Kısacası kurdaki yükselme kalıcı olursa hayat daha pahalı olur işsizlik artar ücretler olumsuz etkilenir.

Doların artışı ital ürünlerin fiyatını yükselttiği için talebi düşürür bu nedenle cari açık azalır ancak TL bazında borç artar.



9 Ocak 2017 Pazartesi

1986-2015 Arası özelleştirme

VIII.ÖZELLEŞTİRME VE YABANCI SERMAYE
Ülkemizin uluslararası sermayeden aldığı payın, gerek coğrafi
konumu gerekse potansiyelimizle karşılaştırıldığında çok düşük
düzeylerde kaldığı bilinmektedir. Buna rağmen, özellikle 2004-2008
yılları arasında özelleştirme ihaleleri sürecine yabancı sermayeli şirketler
yoğun ilgi göstermiştir. Dünyada yaşanan 2008 finansal krizinin de
etkisi ile ülkemize yönelik doğrudan yabancı sermaye yatırımlarında
düşüşler görülmüş, bunun özelleştirmeler yoluyla sağlanan yabancı
sermaye girişlerine de menfi yönde yansımaları olmuştur. Genel amaçlı
yabancı sermaye girişleri ile paralellik arz eden özelleştirmeler yoluyla
gelen yabancı sermaye girişleri, genel eğilim doğrultusunda 2010 ve 2011
yıllarında düşük seyretmiştir.
Ülkemizin temel ekonomik sorunlarının çözümüne olumlu katkı
sağlayacak yatırım, üretim ve ihracat artışını destekleyecek, yeni teknoloji
ve uzmanlık getirecek olan yabancı sermayenin özelleştirmeler yolu ile
girişi ülkemizin gelişmesi ve üretim gücümüzün artmasına doğrudan
katkı sağlayacaktır.
Bu doğrultuda, özelleştirme uygulamalarında yerli, yabancı ayırımı
yapılmaksızın, gerekli ön yeterlilik ölçütlerine sahip her katılımcı eşit
şartlarda ihalelere iştirak edebilmektedir.
Özelleştirme uygulamaları ile kamu işletmelerinin sermayesindeki
kamu hissesinin tamamı veya bir kısmının yabancı sermayeli şirketlere
satış rakamları değerlendirildiğinde, 1986-2011 yılları arasında toplam
özelleştirmelerden %36’sı yabancı yatırımcı payını oluştururken, son
yıllarda yabancı ilgisinin zayıflaması ile 2015 yılı sonunda bu oran
%22’lere kadar düşmüştür.

1986-2015 yılları itibarıyla blok satış yöntemi ile özelleştirmeler yoluyla gelen yabancı sermaye tutarları (Milyon $)



Sağlanan yerli-yabancı sermaye ortaklı özelleştirmelerin toplamı
27.389 Milyon Dolar olup, bunun 18.393 Milyon Doları blok satış, 3.117
Milyon Doları varlık satışı, 5.879 Milyon Doları da Borsada hisse satışı
uygulamaları yolu ile gerçekleştirilmiştir.
27 Milyar 389 Milyon Dolarlık yerli-yabancı sermaye ortaklı
özelleştirme gelirinin yalnızca yabancı yatırımcılara düşen payı 19 Milyar
136 Milyon Dolar olup, bu tutar özelleştirmeler yoluyla doğrudan yabancı
sermaye girişi tutarını ifade etmektedir.
Bir kalemde en yüksek yabancı sermaye girişi, Türk Telekom’un
%55’inin 2005 yılında, 6 Milyar 550 Milyon Dolar bedelle Ojer
Telekomünikasyon AŞ’ne (Dubai / S.Arabistan / Ürdün / Lübnan) devri
ile sağlanmıştır.
Petkim Petrokimya Holding AŞ’nin %51,12’sinin, 2008’de Socar&Turcas
Petrokimya AŞ’ye toplam 2.040 Milyon Dolara satışı dolayısıyla
(Azerbaycan, Bahreyn) 1.043 Milyon Dolar (yabancı sermayedara düşen
pay), yine aynı yıl Tekel Sigara San.AŞ’ye ait 6 adet sigara fabrikasının
1.720 Milyon Dolar bedelle British&American Tobacco Tüt.Mam. AŞ’ne
(Hollanda) satışından da 1.720 Milyon Dolarlık yabancı sermaye girişi
gerçekleştirilmiştir.
2009 yılında Başkent Elektrik Dağıtım AŞ’nin özelleştirilmesinden
612,5 Milyon Dolar, 2013 yılında ise, Toroslar Elektrik Dağıtım AŞ’nin
devri ile 862 Milyon Dolar, İstanbul Anadolu Yakası Elektrik Dağıtım
AŞ’nin devrinden de 613 Milyon Dolar, yabancı sermaye girişi sağlanmıştır.
Ayrıca T.Halk Bankası AŞ.ne ait %25,62 hissenin 2007’de uluslararası
kurumsal yatırımcılara ilk arzından 1.289 Milyon Dolar, 2012 yılında
yapılan %19.14’lük ikinci halka arzdan da 2.016 Milyon Dolar olmak
üzere toplam 3.305 Milyon Dolar, ayrıca, 2008 yılında Türk Telekom’un
%9’unun uluslararası kurumsal yatırımcılara arz edilmesinden de 1.146
Milyon Dolar yabancı sermaye girişi olmuştur.

6 Ocak 2017 Cuma

İstikrarlı bir şekilde patlıyoruz

1.   05 Haziran 2015 Diyarbakır
2.   20 Temmuz 2015 Suruç
3.   10 Ekim 2015 Ankara
4.   23 Aralık Sabiha Gökcen
5.   12 Ocak 2016 Sultanahmet
6.   17 Subat 2016 Ankara
7.   13 Mart 2016 Ankara
8.   19 Mart 2016 Taksim
9.   27.Nisan 2016 Bursa
10. 01 Ocak 2016 G.Antep
11. 12 Mayıs 2016 Diyarbakır
12. 07 Haziran 2016 Vezneciler
13. 08 Haziran 2016 Midyat
14. 28 Haziran 2016 Atatürk Hava Limanı
15. 10 Ağustos 2016 Diyarbakır
16. 10 Ağustos 2016 Mardin Kızıltepe
17. 17 Ağustos 2016 Van
19. 18  Ağustos 2016 Elazı
20. 20  Ağustos 2016 G.Antep
21. 06  Ekim 2016 Yenibosna
22. 16  Ekim 2016 G.Antep
23. 04  Kasım 2016 Diyarbakı
24. 24  Kasım 2016 Adana
25. 10  Aralık 2016 İstanbul
26. 17  Aralık 2016 Kayseri
28. 01  Ocak 2017 İstanbul Ortaköy
29. 05  Ocak 2017 İzmir Adliye



İdal kilo ve idal kiloya ulaşmak

İdeal kilo nedir?  İdeal kilo, kişinin sağlıklı ve dengeli bir yaşam sürdürebilmesi için sahip olması gereken yaklaşık vücut ağırlığıdır. Y...

Son 30 günde En çok görüntülenen