26 Mart 2015 Perşembe

Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş tarafından açıklanan programa



2 aydır beklenen ekonomik program nihayet açıklandı. Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş tarafından açıklanan programa "Türkiye'nin Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı" adı verildi. Derviş, programın siyasi, halk ve dış desteği alarak başarıya ulaşacağını kaydetti.
Program, sürekli istikrarı sağlamayı hedefliyor.
Ekonomide düzen değişiyor
Dün Hazine Müsteşarlığı'nda, üst düzey bürokratlarla birlikte yeni programı açıklayan Kemal Derviş, Türkiye'nin özellikle 1990'lı yıllardan sonra yaşadığı görev zararları, yüksek faizle borçlanma ve kamu israfı gibi terimlerden kurtulmasını sağlamaya çalıştıklarını vurguladı. Diğer programlardan farklı olarak Bakan Kemal Derviş, her ne şartta olursa olsun halka doğruyu söyleyeceklerini ve günü idare eden politikalardan uzak duracaklarının altını çizdi. Derviş, "Bugünü kurtarmak için yarının temeline dinamit koyamayız." dedi.
2001 Yılı Bütçesi'nin yüzde 95'lik kısmının faiz ödemelerine ayrılmak zorunda kalındığını vurgulayan Derviş, "Bu çark daha fazla dönemez. Bu çarkın işleyişini değiştirmek zorundayız. Kamu bankalarının zararları 1992 yılından itibaren başladı. Bunların azaltılması, ortadan kaldırılması gerekmektedir. Bunları gerçekleştirmeden hızlı bir büyüme sürecine girmemiz mümkün olmaz. Çıkarılan kanunlar, yapılan bir dizi çalışmalar hep bu amaca yönelik olacaktır. Yeni vergilerden ziyade, tasarruf yapılarak borçlanma gereğini azaltmayı, kamu finansman yükünü bu şekilde düşürmeyi planlıyoruz." diye konuştu. Türkiye'nin ekonomik düzenini değiştirdiklerini sık sık vurgulayan Derviş, "Bu program sadece bir istikrar programı değildir. Evet hepimiz kemer sıkacağız; ama ekonomik düzeni de değiştireceğiz." dedi.
Derviş, hedeflerinin üretim ekonomisi olduğunu, bu yıl turizm ve ihracata dayalı bir büyümenin gerçekleşeceğini anımsattı. Başta Türk Telekom yasası olmak üzere çıkarılması gereken yasalar konusunda hızlı bir çalışmanın gerçekleştirilmesinin dış desteğin sağlanmasında önemli bir yere sahip olduğunu anlattı. Derviş, Türk Telekom'un en fazla yüzde 49'unun stratejik yabancı ortağa satılmasını öngören tasarının kanunlaşması ve THY ile ilgili sivil havacılık yasasının çıkması ile özelleştirme konusunda en önemli adımların atılmış olacağını belirtti.
Enlasyon hedefi yüzde 52,5
Programın sosyal boyutuna da değinen Derviş, yeni bazı küçük vergi düzenlemeleri olabileceğini; ancak ciddi bir verginin olmayacağını bildirdi. Bu yıl için yüzde 3'lük bir küçülme öngördüklerini; ancak gelecek yıl ekonominin yüzde 5 büyüyeceğini, bu yıl sonunda TEFE'nin yüzde 57,6, TÜFE'nin de yüzde 52,5 olarak hedeflendiğini kaydetti. Kurun aşırı hareketlilik içinde olduğunu, dünyanın birçok yerinde bu tür durumlarda kurun önce aşırı değer kazandığını; ancak daha sonra reel değerine indiğini belirten Derviş, "Döviz, olması gerekenin çok üstünde. Ancak dış destek hafta içinde belirginleştiğinde, turizm ve ihracat gelirleri arttığında döviz olması gereken yere gelecektir. Şu anda psikolojik bir durum söz konusu. Kısa bir süre sonra makul seviyelere gelecektir." dedi.
Merkez Bankası Başkanı Süreyya Serdengeçti ise 1 milyon 250 bin liralık doların geçen yılın en yüksek rakamına göre yüzde 20 daha fazla olduğunun altını çizdi. Kendilerinin müdahale programı olmadığını yineleyen Serdengeçti, para politikasının zamanla oluşacağını ifade etti.
Dış kaynağı yabancılar açıklayacak
Umutsuz olmak için sebep olmadığını dile getiren Kemal Derviş, Türkiye'de yatırım yapacak yabancı yatırımcıların 1-2 yıl içinde önemli kârlar elde edebileceklerini kaydetti. Gazetecilerin sorularını da cevaplandıran Derviş, özelleştirme için gerekli yasaların çıkarılmasından sonra, bu alandan önemli kaynaklar elde edeceklerini, dış desteğin başkaları adına kendileri tarafından açıklanmasının doğru olmayacağını, 6 ay içinde şeker fabrikalarının özelleştirileceğini, Türk Telekom ve enerji ihalelerinin önünün açıldığını bildirerek, "Biz çok gol atacağız. Belki yediğimiz goller de olacak; ama biz daha fazlasını atacağız. Ve ben çok az gol yiyebileceğimizi düşünüyorum." dedi. Programda kendi söylediklerinin dışında bir şey olmadığını sık sık vurgulayan Derviş şunları söyledi: "Programda piyasaları rahatsız edecek herhangi bir şey yok. Bu, bir hükümet programıdır, bir sürekli istikrar programıdır. Hep birlikte başarılı olacağımıza inanıyorum."
(Sezai Şen / Ramazan Solak / ANKARA Zaman / Ekonomi Servisi)





* Büyüme hedefi 2001'de eksi 3, 2002'de artı 5.
* TÜFE 2001 yıl sonu yüzde 52,5, 2002'de yüzde 20.
* TEFE 2001 yıl sonu yüzde 57,6, 2002'de yüzde 16,6.
* Toplam kamu faiz dışı dengenin GSMH'ya oranı 2001'de yüzde 5,5 2002'de yüzde 6,5 olacak.
* Kamu maliyesindeki güçlü politika mutlaka desteklenmeli. Bunun sayesinde enflasyon yıl sonunda aylık olarak yeniden yüzde 2'ye, 2002'de ise yüzde 2'nin altına inecektir.
* Temmuz ve ağustostan itibaren ihracat ve turizm sayesinde yeniden büyümeye geçeceğiz.
* Esas çözüm, içerideki yeniden yapılanmadadır. Zaten yüksek olan borçlara çok büyük yeni borçlar eklemek sorunu çözmez, bizi daha büyük çıkmazlara sürükler.
* Geçiş döneminde tüm yükü para piyasalarına veremeyiz. Uluslararası kuruluşlar ve Türkiye ile ekonomik ilişkileri olan dost ülkelerin bizi desteklemelerini istedik.
* Dış destek miktarını 10-12 milyar dolar olarak belirledik ve bunu sağlamaya çalışıyoruz. Bunu önümüzdeki hafta net bir karara bağlayacağız.
* Uluslararası kuruluşlar programın ayrıntılarına bakacaklar, fakat bize destek olacaklarını çok büyük kuvvetle tahmin ediyorum.
* Kamudan ve dışarıdan gelecek kaynakla birlikte Merkez Bankası para politikasının ayrıntıları belirlenecek ve program kesin makroekonomik tablo olarak ortaya çıkacak.
* Ek vergi yok, fakat ufak tefek ayarlamalar olabilir. Bunlar piyasaların işlemesine yardımcı olacaklardır.
* Bireysel yatırımcıların kamu kağıtlarından elde ettiği getiriye ilişkin beyanname verme zorurluğu kalkıyor. Bu piyasayı rahatlatacak ve halka arzlara yardımcı olacaktır.
* Program bütün boyutlarıyla bu hafta içinde resmi duruma sokulacak.
* Akaryakıtta otomatik fiyatlandırma devam edecek. ATV en az hedeflenen enflasyon ölçüsünde ayarlanacak. ATV tahsilatının GSM'deki payı yüzde 2,8 olacak.
* Kamu bankalarının faiz farkı ödemelerini karşılamak için bütçeye GSMH'nın yüzde 0,2'si oranında ödenek konuldu. Ödenek aşımına yol açacak yükümlülükler verilmeyecek.
* Kamu yararı ve ulusal güvenlik amacıyla Telekom'da altın hisse dışındaki hisselerin stratejik ortağa blok satışı, halka arz ve çalışanlara satış yoluyla özelleştirilmesi süreci başlatıldı.
* Sabit telefon hizmetlerinde kamu tekeli özelleştirme sonrası kaldırılacak.
* Toplam memur sayısında artış olmayacak.
* Lisans verme yetkisi Telekomünikasyon Kurumu'na verilecek.
* Tüm kesimleri ilgilendirmeyen ve ücret adaletini hedeflemeyen münferit maaş ve ücret artış talepleri kesinlikle dikkate alınmayacak.
* TMSF bünyesindeki Demirbank'a tekliflerin değerlendirilmesi nisan sonuna kadar bitirilecek.
* 6 Nisan'a kadar teklif alınmamış olan TMSF bünyesindeki bankalar Sümerbank veya bir diğer geçiş bankası bünyesinde birleştirilcek.
* KİT'lerde personel sayısı artırılmayacak. Fazla mesai, ikramiye ve prim gibi ödemelerde kısıntıya gidilecek. Cari harcamalar kontrol altına alınacak.
* Sümerbank bünyesinde birleştirilen 5 bankanın şube sayısı haziran itibariyle 134'e indirilecek.
* Tarımsal destekleme fiyatları öngörülen enflasyonu aşmayacak şekilde artırılacak ve kuruluşların finansman imkanı dikkate alınarak miktar kısıtlamasına gidilecek.
* Özel banka ve şirketlerin birleşmesini kolaylaştıracak çalışmalar sürüyor.
* Makul bir geçiş dönemi bankaların mali olmayan iştiraklerinin özkaynaklara oranı daraltılmaktadır.
* Başta enerji ve petrol sektörü olmak üzere ithale dayalı ürün fiyatları kurdaki değişiklikleri artan maliyetleri ve ekonomik gerçekleri yansıtacak şekilde geciktirilmeden uygulanacak.
* Bankalar Kanunu'nda yapılacak değişiklikle özel karşılıkların Kurumlar Vergisi matrahının tespitinde gider sayılması konusundaki yasal düzenlemeye açıklık kazandırılacak.
* Memur maaşları enflasyonla uyumlu olarak artırılacak.
* Bankacılık sistemindeki gelişmeler çerçevesinde uzun vadeli yatırımları özendirmek ve tasarruf araçları arasındaki farklılıkları gidermek amacıyla vergi ve munzam karşılıklar gözden geçirilecek.
* Kamu işçi ücretleri 99-2000 dönemini kapsayan toplu iş sözleşmeleriyle sağlanan reel artışlar, kamu dengesi ve kamu çalışanları arasında ücret adaleti gözetecek şekilde ayarlanacak.




1. Bütçe Kanunu'ndaki değişiklikler.
(Meclis'te kabul edildi.)
2. Görev zararlarını kaldıran kararnane ve kanun.
(Kararname Başbakanlık'ta, kanun hazırlıkları sürüyor.)
3. Borçlanma yasası.
(Önümüzdeki hafta Başbakanlık'a sunuluyor.)
4. Kamulaştırma yasası. (Meclis'te.)
5. 15 bütçe ve 2 bütçe dışı fonun kapatılması ile ilgili yasa.
(Hazine Müsteşarlığı hazırlıyor.)
6. Kamu ihale yasası. (Hazırlık aşamasında.)
7. Merkez Bankası yasası. (Başbakanlık'ta.)
8. Bankalar Kanunu'ndaki değişiklikler.
(Bakanlar Kurulu'nda. Kamu bankaları kararnamesi çıktı.)
9. İş güvencesi yasası. (Sosyal taraflarla temaslar sürüyor.)
10. Ekonomik ve Sosyal Konsey yasası. (Meclis'ten çıktı.)
11. Sivil Havacılık Yasası'nda değişiklik. (Meclis'te.)
12. Telekom yasası. (Başbakanlık'ta.)
13. Şeker Kanunu. (Cumhurbaşkanlığı'nda.)
14. Tütün Kanunu.(Hazırlık aşamasında)
15. Doğalgaz Kanunu. (Plan ve Bütçe Komisyonu'nda.)




Ekonomi çevreleri açıklanan ekonomi programını iyimser bulurken, siyasi ve bürokrat uygulayıcı kadrosunun performansının başarıda önemli olacağını vurguladılar.
Devlet Bakanı Kemal Derviş tarafından dün açıklanan yeni ekonomi programını iş çevreleri genel olarak destek verirken, programın başarısının siyasi irade ve bürokratların performansına bağlı olduğunu belirttiler. İşadamları, özetle, "Senaryo güzel; ama rejisör ve aktörlerin performansı ve rolleri önemli." dediler. İşadamlarından farklı görüşte olanlar ise bu programın bu hükümetle gitmeyeceğini belirtiyorlar. Bankacılar da programa yönelik iyimser açıklamalar yaparken, parasal destek miktarının açıklanacağı programın ikinci ayağınında önemli olduğunu vurguladılar.
Fuat Miras (TOBB Başkanı):
Odalar Birliği olarak genel hatları itibariyle önerdiğimiz konuları kapsayan bir program karşımıza çıktı. Yani devletin yeniden yapılanması, mali sektörün düzeltilmesi, kamu açıklarının ortadan kaldırılması, sosyal dengelerin sağlanması konuları genel çerçeve itibariyle bizim söylediklerimizi kapsayan bir program. Yanlız bunun eksik tarafları var. Mesela dışarıdan alınacak destek nerelerde ve nasıl kullanılacak ve kimler bu destekden faydalanacak? Bunun açıklanması lazımdı. Açıklanmadı. Bir de gelirler hanesi yok. Hangi gelirlerden bu program destek alacak o da belli değil. Sayın Bakan'ın enflasyonla ilgili açıklaması var. Ancak piyasalarda ne alış var, ne satış. Bu rakamlar yükselebilir de düşebilir de. Program bu haliyle devletin şeffaflaşması, yeniden yapılanma açısından beklentilerimizi karşılayan bir çerçeve oluşturuyor. Ama ekonomik açıdan baktığımız zaman bizim hedeflerimizin orada olmadığı belli oluyor.
Zafer Çağlayan (ASO Başkanı):
Bu program devlette yeniden yapılanmayı ve şeffaflığı sağlayacak bir program. Ama bunun içinde görev tamamiyle siyasilere ve TBMM'ye düşüyor. Bu programın ancak tasarruf yapılırsa başarılı olabileceği gözüküyor. Elde başka da veri yok. (Yeni vergiler yok. Kamudaki tasarrufla bu dengeler tutturulacak) deniyor. Rakamlara bakıldığında yıl sonu enflasyon hedefi vs'ye bakıldığında iyimser senaryo olduğu gözüküyor. Ama bu senaryonun bütünün görüp öyle bir şey söylemek lazım. Onun için pazartesi gününü bekleyip değerlendirmek lazım. Şimdi gözlerimiz bozuk. Hem hipermetrop olmuşuz yakını göremiyoruz, hem miyop olmuşuz uzağı göremiyoruz. Dolayısı ile şu andaki gözlük pek görüntümüzü netleştirmedi. Gözlük hâlâ bulanık gösteriyor. Ama karamsar bakmak istemiyorum. Şu anda gözüken turizm ve ihracatın çok önemli olduğu. İnşaallah başımıza bir kaza gelmez. Senaryo iyimser ancak rejisör ve aktörlerin performansı ve rolleri önemli.
Hüsamettin Kavi (İstanbul Sanayi Odası Başkanı):
Açıklanan programla nelerin yapılabiliceği nelerin yapılamayacağı ortaya kondu. Bazı konulardaki belirsizlikler de ortadan kalktı. Bu açıdan umut verici bir program.
Okan Oğuz (Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı):
Döviz kurlarının ihracata yansımasının 4-5 aylık bir süreyi bulur. Böyle bir durumda yapılacak öncelikli işin ihracata doping etkisi yapacak acil tedbirlerin devreye sokulmasıdır. Üretim için ise piyasaların ve döviz kurlarının istikrara kavuşturulması zorunlulu.
Nuri Artok (İHKİB Başkanı):
Sayın Bakan gollerin ihracat ve turizmle atılacağını ifade etmektedir. Ancak ne yazık bugün iki santrfordan biri olan ihracat, iki çok kuvvetli oyuncu tarafından marke edilmektedir. Bunlardan biri finansman, diğeri ise piyasaların güvenidir.
Hikmet Tanrıverdi (GİSAD Yönetim Kurulu Başkanı):
Ortada net rakamlar yok. Özellikle üretime yönelik, reel sektöre yönelik bir şey göremedim, programda. Biraz daha net şeyler bekliyorduk. Şu an için net bir şey yok.
TOBB Sözcüsü Atıl Akkan:
İlk defa hükümetin ayağının yere bastığını ve gerçekleri Türk halkına açıkladığını gördük.
Nejat Koçer (Gaziantep Sanayi Odası Başkanı):
Konuya hakim birisinin programı açıklaması, bizlere güven verdi. Bir umut ışığı aldık.
Ali Tigrel (DPT eski Müsteşarı):
Olumlu bir adım. Bence ortaya konulan en önemli noktalardan biri şeffaflık. Özal dönemindeki takım ruhunun tekrar geri geldiği izlenimini aldım.
Şarık Tara (ENKA Holding sahibi):
Programı herkesin desteklemesi gerekir. Hükümetin programın arkasında durması herkesi rahatlatıyor. Programı iyi buldum.
Mustafa Çapar (Kayseri Sanayi Odası Başkanı):
Reel kesimle ilgili olarak açık ve net şeyler göremedik.Kamuda şeffaflık, tasarruf, istihdamın artırılması, iç kaynakların harekete geçirilmesi gibi benimsediğimiz konular bulunuyor.
Muharrem Yılmaz (TÜGİAD Başkanı):
Programda ödemeler dengesi ve para politikası ile ilgili bir netlik yok. Bu nedenle programın daha çok uzun vadeli bir strateji şeklinde açıklandığını görüyorum. Bu konuda da yeterli bir oluşum vardı.
Zeynel Abidin Erdem (Erdem Holding):
Bu güvenilir bir program olmanın ötesinde, uygulandıktan sonra Türkiye'yi sıçratacak bir program gibi gözükmektedir.




Bayram Meral (Türk-İş Genel Başkanı):
Bu programının getirdiği bir şey yok. Programda yatırım, üretim, istihdam yok. Çalışanların sorunlarını dikkate alınmamış. Programın sosyal yönü sıfır.
IMF programlarının devamı niteliğinde bir program. Özelleştirmeye hızlandıran, ancak özkaynakların yer almadığı program.
Resul Akay (Türkiye Kamu-Sen Başkanı):
55. hükümet dokuz günde, 57 inci hükümet on iki günde programını onaylattığı halde, Sayın Derviş, 45 günde ancak programı tartışmaya açabildi. Bu programın insan boyutu, sosyal boyutu yok. Eski programların daha acıtıcı ve yakıcı versiyonudur. Televole iktisatçıları bile hayal kırıklığına uğradı.
Salim Uslu (Hak-İş Başkanı):
Program aydınlatıcı değil. Felsefesine katılmamız mümkün değil. Sadece ekonomik program olmak yerine demokratikleşmeyi içeren sosyal, siyasal boyutunun da olması gerekirdi. Maalesef bu boyutunu göremedik. Program çok uzun vadeli büyüme hedefleri olan program olmuş.
lM. Fatih Uğurlu (Memur-Sen Başkanı)
Programda sosyal kesimi temsil eden millet yok. Memurlar, emekliler, çiftçiler, esnaflar, işçiler yok. İç ve dış borçların düzenli ödenmesi var. Kimlere ne zaman borç ödeneceği var. Program teorik iktisat dersini benziyor. Kısaca dağ fare doğurdu. Olan millete olacak. Hayat şartları dikkate alınmamış.
Süleyman Çelebi (DİSK Başkanı)
Sayın Derviş'in sosyal boyutu hiç yok diyebiliriz. İş güvencesi konusunda bizi tatmin edecek yaklaşım getirilmemiş. Sosyal boyut reddedilmiş. Kayıt dışı ekonomin kayıt altına alınmasıyla ilgili somut bilgiler yok. Kısaca emeğe yer yok. Ücretler konusunda fedakârlık yapamayız.
(Şahin Ali Şen / Ankara Zaman)





Prof. Dr. Esfender Korkmaz (İst. Üni. İktisat Fak. Öğr. Üyesi):
Buna istikrar programı demek yanlış olur, bu sadece niyet açıklaması, tahmini hedeflerin açıklanması.
Oysa piyasa ekonomik bir model bekliyordu. Takdimi yanlış oldu. Bu yüzden piyasalar yanlış algılayabilir. Ancak ana ilkelerin açıklanmasında büyük fayda oldu. Öncelikle programın şeffaf, kalıcı ve esnek olacağı anlatıldı. Bu da programın tartışılabilir, uzun dönemli, potansiyel maliyeti olmayan ve şartlara göre değişibilecek olacağını gösteriyor.
Prof. Dr. Osman Altuğ (Marmara Üniversitesi Ö.Ü.):
Ekonomiye cek-cak ekonomisi diye yeni bir kavram kazandırdılar. Ekonomik program diye hep yapılacaklardan bahsediliyor. Evvela bu acil önlemler paketi dedikleri bir ön niyet mektubuydu, bu da son niyet mektubu. İyi niyet açıklamasından başka bir şey değil bunlar. Önemli olan bunların uygulanmasıdır. İnsanların cek-cak ekonomisiyle oyalanacak halleri yok."
Prof. Dr. Güven Alpay (BÜ Öğretim Üyesi):
Hem dünyaya hem de Türkiye'ye 'şeffaf devlet' mesajı verildi. Reel sektör somut veriler yok diye programı eleştirebilir. Bu program devletin yapısını köklü bir biçimde değiştirecek reformları öngörüyor. Pek çok madde beni ümitlendirdi. Çağdaş bir hedef ortaya kondu. Dünyaya entegre olmuş bir Türkiye hedefi var. Devlet artık şeffaf olmayı taahhüt ediyor.




Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Sekreteri Haluk Tükel, Devlet Bakanı Kemal Derviş'in açıkladığı ekonomik programla ilgili olarak, dağıtılan metni incelemeden bir tepki vermeyeceklerini bildirdi.
Haluk Tükel, Bakan Derviş'in basın toplantısında dağıttığı dokümanın henüz ellerine ulaşmadığını belirterek, "Dokümanı, kitabı değerlendireceğiz. İncelemeden, pazartesi sabahından önce bir tepki vermeyeceğiz." diye konuştu.





İş dünyasından programa dönük olumlu açıklamalar gelirken, programın başarısız olacağını iddia eden işadamları da yok değil.
İstanbul Ticaret Odası Başkanı Mehmet Yıldırım programın mevcut hükümetle başarılı olmasının mümkün olmadığını belirtirken, Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün, programı desteklemeyeceklerini açıkladı. Farklı görüş bildiren işadamları ise şöyle dedi:
Mehmet Yıldırım: (İstanbul Ticaret Odası Başkanı):
Programın mevcut siyasi kadroyla gerçekleştirilmesi mümkün değil. Programda halkın beklentileri yok. Özel sektörün beklentileri de siyasi iradeye bağlı. Programın öngörülerine baktığımız zaman, üretim gerçekleşirse, ihracat olursa, turist gelirse, dış yardım gelirse gibi hep temenniler üzerine kurulmuş bir proje. Bu projenin gerçekleştirilme oranı ne? Bence bu hükümetle açıklanan bu programı gerçekleştirmek mümkün değil.
Ekrem Demirtaş (İzmir Ticaret Odası Başkanı):
Açıklanan kesin program değil. Taslak program. Bu programın kaynağı yok, bilinen doğruları söyledi. Bizim eksikleri eleştirmemiz, tepki göstermemiz demokratik hakkımızdır. Bu defa daha temkinli hareket ediyoruz. Programın başarılı olması için koşullu destek veriyoruz. 2 aydır Başbakan Bülent Ecevit ve Derviş'e odamızın görüşlerini sunduk. Piyasanın durumunu pazartesi günü göreceğiz. Kayıtsız şartsız hükümetlere destek vermeyeceğiz. Radikal değişim ve dönüşüm bekliyoruz."
Ali Bayramoğlu (MÜSİAD Başkanı):
Tam bir fiyasko. Topluma hiçbir mesaj vermedi. Ekonomik noktada üretim, istihdam ve ihracat açısından bir yol göstericiliği yok. Bunların önünü tıkayan mali piyasalar ve bankacılıkla ilgili hiç bir somut çözüm yok. Sadece 15 tane kanun değişikliğinin ne kadar faziletli olduğunu anlatan bir programdır. En önemlisi yine rantiyecilik, faizcilik mantığının devam etmesini öngörüyor bu program. Programa desteğimiz olmayacak. Bizi yanıltsınlar diye bekliyordum. Ama maalesef bizi yanıltmadılar.
Sinan Aygün (ATO Başkanı):
Reel sektörle ilgili bir şey yok. Kurla ilgili bir program yok. Bu şu an en önemli hadise. Piyasalar kilitlenmiş durumda. Ticaret ve üretim yapılamıyor. En büyük belirsizlik kur konusunda. Buna bir hedef koymaları lazım. Yoksa belirsizlik sürer. 53 günün boşa geçtiğini düşünüyorum.





Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Sayın Kemal Derviş, dün yaptığı yeni ekonomi paketinde oldukça önemli açıklamalarda bulundu. Paketin detayları, yayınlanan metinde daha kapsamlı olarak açıklanmıştır.
Paketin genel çerçevesini oldukça olumlu buldum.
* Özellikle mevduat güvencesinin devam edecek olması, piyasalarımızın kilitlenmesini çözecektir.
* Devlet iç borçlanma kağıtlarından elde edilecek gelirlerin beyan dışı bırakılacak olması, piyasaları rahatlatma açısından önemlidir.
* MB başkanın doların 1 milyon 250 bin liralık fiyatının Nisan 1994 fiyatına göre yüzde 20 pahalı olduğunu açıklamadı, bu ay itibariyle doların gerçek değerinin 1 milyon-1 milyon 50 bin lira arasında olması gerektiğini söyledi. Bunun etkileri önümüzdeki hafta piyasalara yansıyacak ve dolarda bir miktar gerileme olacaktır.
* İç borçlanmaya öncelik verilecek olması önce faizlerin bir miktar yükselmesine neden olabilir.
Enflasyon ve büyüme hedefleri bugünkü şartlara göre olumlu.
* Özelleştirmelere hız verilmesi özellikle Telekom ve hava yollarının özelleştirilmesi ve bunlarla ilgili yasal düzenlemelere hız verilmesi olumlu.
* Gelir artırıcı kalemler arasında özel sektöre önem vererek ihracat ve turizm gelirlerinin artırılması.
* Programa dış desteğin sağlanarak IMF görüşmeleri sonucunda 10-12 milyar dolar seviyesinde kredi sağlanabileceğinin açıklanmasını olumlu buluyorum. Ayrıca önümüzdeki hafta içinde paketin dış kaynak bölümünün açıklandığında piyasalara olumlu yansıyacaktır diye düşünüyorum.
Çok çalışıp çok üreteceğiz, çok ihracat yapacağız. Ayrıca turizm gelirlerinde şimdiden olumlu gelişmeler olmaktadır. Bunları göz ardı etmemek gerekir.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 19,5 milyar dolarlık tasarrufu da oldukça önemlidir.
Bence program kısa ve uzun vadeli iyi sonuçlar üretecektir.




Dış ve iç piyasa çevrelerinin ve Türk halkının uzun bir süredir beklediği yeni ekonomik program nihayet açıklandı, daha önce çarşamba günü açıklanacağı belirtilen ve sürekli ertelenerek 14 Nisan Cumartesi'ye bırakılan Türkiye'nin güçlü ekonomiye geçiş programı, ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş tarafından açıklandı.
Genel olarak baktığımızda programı bir küçülme ve kemerleri sıkma programı olarak algılıyoruz, öncelikle programın 15 günde çıkarılması zorunlu olarak kabul edilen 15 yasa üzerine de kurulduğunu ve Sayın Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş'in göreve başladığından beri sürekli vurguladığı bazı söylemlerini aktardığı bir niyet mektubu olarak da algılamak mümkün, dış finansman desteğinin miktar ve zaman olarak belli olmaması sebebiyle programın ne denli güçlü olduğu ise henüz bu açıdan belli değil. Görüntüde ancak para ve sermaye piyasalarını ilgilendiren bazı mesajlar dikkat çekici.
I. Kasım ve şubat ayı likidite krizlerinde % 7.500'lere varan faiz yükselişlerine yol açan kamu bankalarının likidite sorununun çözümüne yönelik yasal ve ekonomik tedbirlerin alınmış olması, ödenmiş sermayelerin yükseltilecek olması ve krize yol açan bankaların piyasalara olan yükümlülüklerinin sona erdirilmesi.
II. Nisan sonuna kadar Demirbank'ın satışı.
III. Özel bankaların dönem kârlarını sermayeye ilave ederek mali yapılarını güçlendirmeleri.
IV. Kamu bankalarına piyasa şartlarına uygun faizli Hazine kâğıdı verilerek görev zararı alacakları en kısa zamanda ortadan kalkacak.
Olması muhtemel likidite krizlerini engellemeye dönük olması açısından olumlu.
Ayrıca dalgalı kura aynen devam edilecek. Bakan ve bürokratların halen 1.200-1.300 aralığında dalgalanan doların % 20 oranında yüksek olduğunu vurgulamaları iç ve dış spekülatörlere verilen bir mesaj olarak algılanabilir.
Bunun dışında piyasayı yakından ilgilendiren 15 yasa içinde Telekom yasasında altın hisse kuralı işletilerek yabancıya en fazla % 49'luk blok satışa izin verilmesi dikkat çekici.
Programın dayandığı 15 yasanın henüz sadece birkaçının Meclis'te kabul edilmesi ve dış finansmanın miktarının ve zamanının bilinmemesi piyasalar önündeki belirsizliğin devam etmesine yol açacak gibi görünüyor.
Bu açıdan ne döviz piyasasının, ne Borsa'nın, ne de bono piyasasının önümüzdeki hafta başından itibaren sağlıklı bir yön izlemesi mümkün görünmüyor.

2001'de imf'nin dayattığı 15 kanun


   bugünlerde kimsenin hakkında konuşmadığı ya da konuşturulmadığı kanunlardır.

11 yıldır akepe tarafından uygulanmış kemal derviş ekonomik programının kanunlarıdır.

türkiye'de devletçilik ilkesinin tarihe karışmasına neden olmuş, türkiye'yi vahşi kapitalizm bataklığına dizlerine kadar batıran kanunlardır.

bu yasa tasarıları 2001 krizi sonrası imf'den alınacak borçlara imf tarafından şart koşulmuşlardır. akabinde meclisten geçerek onaylanmış akp nin 11 yıldır yaptığı çoğu şeyin dayanağı olmuşlardır.

1. bütçe kanunu'ndaki değişiklikler.
2. görev zararlarını kaldıran kararnane ve kanun.
3. borçlanma yasası. (imf'ye iç ve dış diğer herkese olan borçların ödenme şeklini düzenleyen kanun)
4. kamulaştırma yasası.
5. 15 bütçe ve 2 bütçe dışı fonun kapatılması ile ilgili yasa.
6. kamu ihale kanunu.
7. merkez bankası yasası. (merkez bankası’na özerklik sağlayacak yeni yasa `ne özerklik ne özerklik!`)
8. bankalar kanunu'ndaki değişiklikler. (bankacılık düzenleme ve denetleme üst kurulu’na bankaları kapatma, iflas ettirme yetkisi tanınmasını sağlayacak icra ve iflas yasası’nda yapılan düzenleme)
9. iş güvencesi yasası.
10. ekonomik ve sosyal konsey yasası.
11. sivil havacılık yasası'nda değişiklik (bilet fiyatlarının türk hava yolları tarafından belirlenmesini öngören yasa tasarısı)
12. telekom yasası (telekom’un yüzde 51’inin satışına izin veren kanun tasarısı)
13. şeker kanunu. (şeker piyasasının işleyişini düzenlemek nihayetinde devletin şeker fabrikalarının özelleşmesi)
14. tütün kanunu. (tütün piyasasının işleyişini düzenlemek nihayetinde tekelin özelleşmesi tütün sektörünün komple amerikalıların eline geçmesi)
15. doğalgaz piyasası kanunu (bkz: http://www.mmo.org.tr/…32e08a25270_ek.pdf?dergi=248)

ek olarak dayatılmış olmasa da aynı yönde olan = hazineye ait arazilerin satışı, yurt dışına çıkışlarda harç alınması (bkz: yurtdışına çıkma harcı)

bu kanunların tamamı hakkında iyidir veya kötüdür diye tek kalemde konuşmak imkansız.
tıpkı kemal derviş bu ülkeye yarar mı sağladı zarar mı verdi sorusuna bir evet/hayır cevabı vermenin imkansız olduğu gibi. 2001 aralığında muhalefet tarafında olan tayyip ve recai kutanla kemal dervişin görüşmeleri hakkındaki haber şurda. tütün kanunu, kamu ihale kanunu ve borçlanma kanununun imf den gelecek kredi için imf nin ön şartı olduğu yenilenmiş.

sırf şu kanunlar bugün türkiye'sinin ekonomik durumu hakkında çok özet bilgiler veriyor aslında.

devletçilik ilkesi yararlımıydı zararlımıydı, devletçilik ilkesi ile güvenceli işler, devlet eliyle yönetilen fabrikalarda, idarelerde daha insancıl şartlarda çalışan işçiler, belediye çalışanları vs. ile daha ufak paraların döndüğü bir türkiye yerine işçi sınıfının taşeronluğa, haksızlığa, razı olduğu, kanının emildiği ama daha büyük paraların döndüğü daha fazla ciro yapan bir ülke mi daha iyidir bu tartışmaları burada yapmayacağım.

şeker kanunu, tütün kanunu, telekom kanunu gibi kanunlarla özelleştirmeleri nirvanaya çıkaran türkiye'de tarım sektörüne en büyük darbelerden birini vuran, telekomun dahi özelleştirilmesini sağlayan en büyük kanun paketi olmalarının yanında örneğin kamu ihale kanunundan önceki devlet ihale kanunun piyasa müteahhitlerine ve sanayicilerine havadan dağıttığı milyon dolarların da önünü kesmiştir bu paket.
bankalar kanunu ile bankaları kuyruğundan yakaladılar, bankasını hortumlayanın mallarına el koyma hakkı elde etti devlet ama bunu yanında nasıl tavizler verildi: fahiş kredi kartı faizleri, banka gelir kalemleri gibi şu anda halkı soymakta olan modern hırsızlara dönüştü bankalar. özellikle akp dönemi ile arap dünyasından ve nerden geldiği belli olmayan yerlerden gelen sıcak para bankalarca halka düşük faizle kredi olarak dağıtılmaya başlandı bu da bankalar kanunundaki özel bankalara güvence fonu getilimesi değişikliğinin bir sonucudur. en son 2009 yılında akp nin getirdiği işçi maaşlarının bankalardan yatırılması zorunluluğu ile bankaların ekmeğine bir kaymak daha sürülmüş oldu mesela. anladığımız üzere hükümet bankalarla mutual bir ilişkiye girdi kuyruğunu elinde tutarken bir yandan siyasi krizlere yola açabilecek ekonomik riskleri elimine ettiler bir yandan bankaların gönüllerini hoş tuttular.

o zaman ne söylesen komplo teorisiydi ancak aradan 11 yıl geçti ve sonuçlarını da az çok gördüğümüze göre şimdi bazı gerçekçi yorumlar yapabiliriz.

imf bu 15 kanunu neden türkiye'ye dayatmıştır ?
imf özellikle ihale, tütün ve borçlanma kanunlarını neden üstüne basa basa durmuştur?
bu 15 kanunluk paket akp'nin ekmeğine ne şekilde kayma sürmüştür.
ilk gündeme geldiği yalın haliyle ecevit hükümetinde dahi büyük tepkiler almış bu 15 kanunluk paketi daha sonra akp kendi çıkarları uğruna yaptığı değişikliklerle ne kadar daha ileri götürmüştür? bu değişiklikleri yaparken hiç tepki almışmıdır?

akp'nin bu ülkeye verdiği zarar hesaplanırken şu kanun paketini olayın tam merkezine alarak bir hesap yapılması gerekmektedir.
ecevit ve derviş bazı konularda tabiri caizse ortayı açmış tayyipe de sadece kafayı vurup golü atmak kalmıştır.

-12 yıldır devam eden şeker fabrikalarını özelleştirilmesi şeker kanununun eseridir.
-tekel işçilerinin dramını tekelin özelleştirilmesini gördük geçirdik hepimiz.
bu süreçleri ecevit ve kemal derviş 1 başlattı akp 100 devam ettirdi üstüne ekledi bokunu çıkardı. ama sonucun böyle olacağından habersiz olduklarını bugünleri öngöremediklerini düşünmüyorum. işin içinde iş olduğunu düşünüyorum.

şüphesiz bu kanunların içinde en hayırlısı kamu ihale kanunu idi. bu da muhtemelen devlet bütçesindeki derin delikten 2. sınıf zenginlere müteahhit ve sanayicilere kepçeyle giden paranın önünü kesmek içindi. böylece imf ye borçların ve faizlerin ödenmesinde zorlanılmayacaktı türkiye. sonra akp bu kanunun da bokunu çıkardı. ihalelere onca şeffaflık getiren kanunda ihaleleri "belli istekliler arasından" yapılabilmesi maddesini yaygınlaştırarak "herkese açık ihale" konseptini azalttı, direk yandaşlara vermeye, kendi burjuvazisini oluşturmaya başladı. hem de toki ile bu kanun sayesinde onca yandaş olmayan müteahhidi batırdıktan sonra yaptı bunu. pazarı kendi adamlarının eline verdi yani.

bana göre tüm bu kanunların en kötü yönleri

1-kamuoyu tarafından hiç tartışılmadan onaylanmış olmaları.
2-siyasi etkilere çok açık özelleştirmelere, yandaşlık, hortumculuk gibi konulara müsade eden kanunlar olmaları ve bu yönünün hiç hesaba katılmaması.
3-devletçilik ilkesini yok etmeleri. taşeron kültürünü türkiye'de oturtmaları. işçilerin, açlışanların kanını emilmesine olanak sağlamaları.
4-sıcak paranın döndüğü inşaattan başka sektörü olmayan yapay bir ekonomi altında kriz üstüne kriz yediğimiz* bir ülkeye dönüşmüş olmamız.
5- doğal alan talanları, tarihin ırzına geçilmesi.
6- rant alanlarının oluşturulması

biri ortayı açar öbürü golü atar. sen ödediğin verginin hesabını soracak bilince ulaşmadığın sürece de bu memleketten bir bok olmaz.

21 Mart 2015 Cumartesi

Aydın Karaaslan


Ekonomik-demokratik sorunlarımızın çözülmesi, hakların korunup gelişmesi için BİR SENDİKAYA ÜYE OLMAK gereklidir.
Tam burada HANGİ SENDİKAYA sorusu gündeme gelmektedir. 
 
Dünyanın pek çok ülkesinde ve bizim ülkemizde de sendikalar arasında farklılıklar vardır.


Kimi sendikalar görevlerini sadece toplu iş sözleşmesi yapmak olarak görürler ve başka hiç bir etkinlik göstermezler.

Kimi sendikalar da, toplu sözleşme ile birlikte yasal ve demokratik ölçüler içinde işçilerin haklarını daima daha iyiye götürmek için çok yönlü etkinlikler gösterirler. İşçinin sağlığını, çalışma süresini ve sosyal sorunlarını gündemlerine alır ve çözüm üretme çabası içine girerler.

İşçileri karar süreçlerine katarak birlikte karar alma alışkanlığını geliştirirler. İşçilerin toplumsal alandaki etkinliklerinin de artması yönünde bir dizi faaliyeti işçilerle birlikte gösterirler.

Sendikal eğitim, sendikal yayın, işçi ailesini de hedef alan eğitsel ve kültürel faaliyetleri esas alırlar. Kısaca, işçilerin işyarinde, sendikada ve ülkede SÖZ VE KARAR SAHİBİ olmalarını isterler.

Aydın Karaaslan
Böyle olmayan sendikaların var olduğunu dikkate alarak, yukarıda belirtilen nitelik ve özelliklere sahip sendikalarda örgütlenmek doğru tutum olacaktır.













14 Eylül 2014 Pazar

Her şey yarım kaldı bize dair

 
İŞ CİNAYETLERİNE DAİR BİR MEKTUP
 
Olga GÜNDOĞAN
İstanbul

Yaşamımızı daha bir anlamlı kılan günler vardır. Hani sizler de bilirsiniz. Oğlum Doğan Agit’i ilk koklayışım gibi… Bir de yaşamayı daha doğrusu nefes almayı bile zorlaştıran günler. Erkan’ı sevdiğimi, hayat arkadaşımı yitirişim gibi... 4 Ağustos 2008 kara gün! Kişisel tarihimin dönüm noktası. Nasıl yazılır, bu eller şimdi nasıl kalem tutar da o günü anlatır? 6 koca yıl geçti Erkan’ı yitireli. Ama acı ilk günkü gibi, hasreti ise tarif edilemez. İşte her gün okuduğumuz adına iş kazası denilen cinayetleriyle, kaybettiğimiz her canla bir kez daha sızlıyor bu yara. Ailelerini, çocuklarını düşünüyorum ben gibi… İşçi katliamları benim gibi ateşin düştüğü yürekler yaz dedirtiyor bana!
Oğlumuz 1 yaşını henüz bitirmiş. Bir gün öncesi yeni başlayacağı işle ilgili sohbet ediyoruz Erkan’la. Asıl işi kaynak ustalığı. Yeni işinin başlamasına 15 gün olduğu için o dönemi boş geçirmek istemiyor. Yaklaşan gençlik kampı için kampa gitmek isteyen gençlere destek olmalı diyor. Bir de on beş gün boşta nasıl geçecek ki iki çocukla. Kızımız o sene okula başlayacak, sonra Doğan daha küçük ihtiyaçlar bitmiyor ki... Bir arkadaşımız aracılığıyla bulduğu dış cephe boyama işine gitmeye karar verdi. Sohbet ediyoruz bir gün öncesi, yeni başlayacağı işten, çocuklardan, arkadaşlardan, hafta sonu ne yapacağımızdan ve daha birçok şeyden. Neyse uzatmayayım ama bilinsin ki son sohbetimizdi. Her cümlesi, her satırı defalarca beynimin içinde tekrarlanan, yeniden yeniden yaşatılan gün! Genelde çalıştığı yerlere dair ayrıntılı sorular sormam ama o gün soracağım tutuyor. Bina kaç katlı, kaç kişisiniz, nerede..? Çok yükseğe çıkma sakın diye uyarmayı da ihmal etmiyorum tabii. İş kıyafetlerini ayarlıyoruz beraberce... Genelde sabah erken çıkardı evden biz hâlâ uyurken. Uyandırmaya kıyamazdı yarim bizi... Usulca öper öyle giderdi. Eminim, o sabah son kez beni ve oğlumu uyandırmadan öpmüştür.
Ahh o bina! İzmit merkezde, 9 katlı. Önce asma iskele 8. katta arızalanıyor ve 2 arkadaşı öylece kalıyorlar sepette. Erkan ve arkadaşı kurtarıyor ikisini de. Sonra aynı iskelenin 6. katta halatı kopuyor. Bu sefer Erkan... Sonrası karanlık yalnızca Erkan için değil benim için de koyu, derin, tarifsiz bir karanlık... Bir yaşında babasını sadece fotoğrafları ve bizlerin anlattıklarıyla tanıyan ve tanıyacak bir oğul, ilkokula yeni başlayacak, babasına dair anıları hep 7 yaşında kalacak bir kız çocuğu... Bize dair en yalın en gerçek cümle her şeyin yarım kalması olmalı sanırım. Evet her şey yarım kaldı bize dair.
Bu anlattıklarım benim hikayem. Keşke sadece benle de kalsa diyor insan ama bu acıyı her gün kaç kişi yaşıyor bu memlekette! Daha doğrusu kaç aile yaşamak zorunda bırakılıyor! Erkan’ı kaybedişimin ayı olan bu kara ağustos var ya sadece bu sene, bu ayda kaybedilen can sayısı en az 158’miş. Ben Erkan’ı yitirişimden bu yana ne zaman yüksek bir binanın yanından geçsem katları sayarım.1,2,3,4,5,6... 6x3 metre=18 metre. Erkan! İnşaat hele de iskele görmeye ise hiç tahammülüm yok! Yüreğim hep ağzımda. Şimdi ağustos için 158 diyorlar, bir rakam...Ben ise daha kaç kadın, kaç anne, kaç baba, kardeş, dost, ben gibi kat sayacak etinden et koparır gibi diyorum...
Bu aymazlık, bu para hırsı, bu göz göre göre ölüm! Ne yana baksam, ne yana çevirsem olmuyor... Erkan’ın patronu üç kuruş fazla maliyet olmasın diye çelik yerine yumuşak halat kullanmıştı iskelede. İşte Erkan o iskelenin halatlarının kopması sonucu yitip gitti. Aynı para hırsı Torun Tower ‘da 10 insana mal oldu. Her bir dairesi milyon dolarlar eden rezidansın bakımı yapılmayan bir asansörü vardı değil mi? Tabii bir an önce bitmeli ve satılmalıydı o lüks daireler. Bu sebeple insanlık dışı koşullarda çalışan, her tuğlasında alın terleri olan ve açık ki rezidans bittiğinde kapısından dahi alınmayacak 10 kardeşimiz yitip gitti. Hıdır Ali, Erkanım gibi Dersimliydi. 20 yaşında okul masrafları için ordaydı .Tahir ve Ferdi kardeşler, astımlı kızının tedavisi için çalışan İsmail, 2 çocuk babası Cengiz; evlenme hazırlığında olan Cengiz Bilgili, eşi 8 aylık hamile olan Murat ve Bilal, Menderes, Vahdet...
Öfkeyle, kahrederek, yüreğim sıkışarak, gözyaşlarıyla izliyorum haberlerde hikayelerini. Pazar günü bu duygularla katıldım o devasa binanın önündeki eyleme. Yine alışkanlık sayıyorum katları 1-2-3...6 ‘dan sonrası yine yok! Yüreğim paramparça... 32x3 metre hesap edemiyorum yüksekliği... Ayakta durmakta zorlanıyorum, babamın koluna daha bir sıkı tutunuyorum. Rezidansın önünde acı var! Öfke var! Yeter diyenler olarak vardık! Daha ne kadar canımızı kurban vereceğiz doymayan para hırsınıza! Daha kaç yüreği parçalayacaksınız! Taşeronlaştırma bir cellat olmuş kılıcını sallıyor koca koca binaların tepesinde. İş güvenliği önlemleri alınsın, taşeronlaştırma kaldırılsın iş cinayetleri durdurulsun diye...Özlemle, inançla, acıyla ama en çok da öfkeyle yeter diyoruz!
www.evrensel.net
Eklenme tarihi: 2014-09-13 06:00:00

20 Eylül 2012 Perşembe

Üretim İlişkileri

"Üretim ilişkilerinin üç yönü vardır: Üretim araçlarının mülkiyet biçimi; insanların üretimdeki rolleri ve karşılıklı ilişkileri, ürünlerin bölüşülmesi. Bunlar arasında, üretim araçlarının mülkiyeti tayin edici önemdedir."

9 Eylül 2012 Pazar

ABD’DE İSTİHDAM VERİSİYLE ALTIN UÇTU, DOLAR

ABD’de tarım dışı istihdamın ağustosta 96 binle piyasa beklentilerinin altında kalmasıyla uluslararası piyasalarda altının ons fiyatı hızlı yükselişle 6 ay öncesine giderken, dolar geriledi.



EKONOMİ SERVİSİ

Kötü gelen istihdam verisinin ABD Merkez Bankası’nın (FED) ekonomiyi canlandırmak için yeni bir adım atacağına dair beklentileri artırmasıyla altının onsu 1.732 doları gördü. Ons, verinin ardından yaklaşık 30 dolar yükseldi. Euro, dolar karşısında 1.27’nin üzerine çıkarak 4 ayın zirvesini gördü. İçeride de dolar/TL 1.79’a geriledi.
ABD’de temmuzda 141 bin kişi artan tarım dışı istihdam ağustosta yalnızca 96 bin kişi arttı. Beklenti istihdamın 130 bin artması yönündeydi. ABD’de temmuzda yüzde 8.3 olan işsizlik oranı, ağustosta yüzde 8.1’e geriledi. Beklenti yüzde 8.3 olması yönündeydi. ABD’de işsizlik oranı Şubat 2009’dan bu yana yüzde 8’in üzerinde seyrediyor.


Gözler 13 Eylül’e çevrildi
Garanti Yatırım Stratejisti Tufan Cömert, tarım dışı istihdam verisinin açıklanmasından sonra 13 Eylül’de sonuçlanacak FED toplantısında daha net bir aksiyon sinyali verileceği beklentisinin güçleneceğini söyledi.
T-Bank Başekonomisti Veyis Fertekligil, ”Tarım dışı istihdamdaki düşük istihdam artışı FED’in yeni bir parasal genişlemeye gitmesi için teşvik edici olabilir” dedi. Fertekligil, ”Son veri işsizlik oranında biraz iyileşme olsa da, daha önemli olarak tarım dışı istihdam artışının beklentilerden biraz daha düşük geldiğini gösteriyor” dedi. Bu durumun da FED’i biraz zorlayacağını belirten Fertekligil şunları kaydetti: "Çünkü bir önceki özel sektör istihdam artışı verisi iyiydi. Tarım dışı istihdamdaki düşük istihdam artışı FED’in yeni bir parasal genişlemeye gitmesi için teşvik edici olabilir."

Bunları biliyor muydunuz?

7 Eylül 2012 Cuma

Türkiye’nin yılın ilk 5 ayında 45 milyar 545.9 milyon dolar dolayında gerçekleşen toplam ihracatı, aynı dönemdeki 49 milyar 391.1 milyon dolarlık hammadde ithalatının ancak yüzde 92’sini karşılayabildi.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre, Ocak-Mayıs döneminde yatırım malları ithalatı yüzde 27.5 artarak 9.6 milyar dolar, tüketim malı ithalatı da yüzde 30.2 artışla 8.9 milyar dolar olurken, hammadde (ara malı) ithalatı yüzde 40.5 artışla 49 milyar 391.1 milyon dolara ulaştı.
Diğer ürünlerle birlikte toplam ithalat 68 milyar 125.3 milyon dolar oldu. 45 milyar 545.9 milyon dolarlık beş aylık ihracat aynı dönemdeki hammadde ithalatının ancak yüzde 92’sini, toplam ithalatın ise yüzde 66.9’unu karşılayabildi.
5 aylık dönemde hammadde kapsamında; sanayi için işlem görmemiş ürün ithalatı yüzde 67.6 artışla 4 milyar 642.5 milyon dolara yükselirken, aynı ürünlerin ihracatı ise yüzde 84.7 artarak 1 milyar 394.3 milyon dolar oldu. Anılan dönemde sanayi için işlem görmüş ürün ithalatı yüzde 50.9 artarak 21 milyar 990 milyon dolara ve ihracatı yüzde 0.04 artarak 15 milyar 484.8 milyon dolara ulaştı. İşlem görmemiş yakıt ve yağ ithalatı yüzde 20.2 artarak 8 milyar 168.4 milyon dolara, ihracatı yüzde 20.1 artışla 47.6 milyon dolara çıktı. Yatırım malları aksam ve parçalarının ithalatı yüzde 11.5 artarak 3.4 milyar dolara, ihracatı ise yüzde 14.1 yükselişle 1 milyar 282.2 milyon dolara ulaştı.
Türkiye’nin yatırım malı ithalatı bu yıl Ocak-Mayıs döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 27.5 artışla 9 milyar 622 milyon dolara çıkarken, ihracatı ise yüzde 14 artışla 4 milyar 738.5 milyon dolara ulaştı.
Yatırım malları harcamaları için yapılan ithalat yüzde 32.8 yükselerek 8 milyar 445 milyon dolara, ihracatı yüzde 15 artarak 2 milyar 531.3 milyon dolara çıktı.
Sanayi ile ilgili taşıt araçları ve gereçlerinin ithalatı kaydedilen dönemde yüzde 0.7 gerileyerek 1 milyar 177 milyon dolar olurken, ihracatı yüzde 12.8 artarak 2 milyar 207.3 milyon dolara ulaştı.
Türkiye’nin tüketim malı ithalatı bu yılın ilk 5 ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 30.2 artarak 8 milyar 916.4 milyon dolara, ihracatı da yüzde 21.7 yükselerek 17 milyar 798.3 milyon dolara çıktı.
Söz konusu dönemde diğer malların ithalatı yüzde 38.5 azalışla 195.8 milyon dolar, ihracatı yüzde 16.8 artarak 235 milyon dolar oldu.

6 Eylül 2012 Perşembe

Yıl Sonunda Dolar Kaç Olacak?

Merkez Bankası, Beklenti Anketi'nin 2012 Eylül ayı 1. Dönem sonucunu açıkladı..


Piyasaların 2012 yılı sonu yıllık TÜFE beklentisi 0.01 puan azalışla yüzde 6.77'den yüzde 6.76'ya geriledi.
Piyasaların 2012 yılı sonu yıllık TÜFE beklentisi 0.01 puan azalışla yüzde 6.77'den yüzde 6.76'ya geriledi. 2012 yılı sonu cari işlemler açığına ilişkin beklenti 151.2 milyon dolar artışla 62 milyar 830.4 milyon dolar düzeyinde tahmin edildi. Ekonomideki cari yılsonu büyüme beklentisi bir önceki döneme göre değişmeyerek yıllık yüzde 3.6 düzeyinde öngörüldü.
DÖVİZ KURLARINDAKİ ANLIK DURUM İÇİN TIKLAYIN...
Merkez Bankası, Mali ve reel sektördeki karar alıcılarla her ay iki kez gerçekleştirdiği Beklenti Anketi'nin 2012 Eylül ayı 1. Dönem sonucunu açıkladı. Buna göre, Eylül ayı enflasyon beklentilerinin ağırlıklı ortalaması bir önceki döneme 0.32 puan artışla yüzde 0.71 düzeyinde tahmin edildi. Gelecek ayın TÜFE beklentisi 0.50 puan artışla yüzde 1.24 olurken, iki ay sonrasının TÜFE beklentisi 0.32 puan azalarak yüzde 0.89 oldu.
2012 yılı sonu yıllık TÜFE beklentisi 0.01 puan azalışla yüzde 6.77'den yüzde 6.76'ya geriledi. 12 ay sonrasının yıllık enflasyon beklentisi bir önceki döneme göre 0.10 puan azalarak 6.59 olurken, 24 ay sonrasının enflasyon beklentisi ise değişmeyerek yüzde 6.21 olacağı öngörüsünde bulunuldu.
Hükümetin 2012-2014 Orta Vadeli Program'da (OVP) 2012 yılı sonu TÜFE beklentisi yüzde 5.2 düzeyinde hedeflenmişti.
FAİZ BEKLENTİLERİ
Gelecek 3. ayın vadesine 6 ay ya da 6 aya yakın bir süre kalmış İskontolu Devlet İç Borçlanma Senetlerinin ikincil piyasa yıllık bileşik faiz oranı beklentisi bir önceki döneme göre 0.01 puan azalışla 7.51 düzeyinde tahmin edildi. Gelecek 12. ayın vadesine 6 ay ya da 6 aya yakın bir süre kalmış İskontolu Devlet İç Borçlanma Senetlerinin ikincil piyasa yıllık bileşik faiz oranı beklentisi 0.14 puan azalışla yüzde 7.70 olurken, gelecek 12. ayın vadesine 5 yıl ya da 5 yıla yakın bir süre kalmış sabit faizli TL Cinsi Devlet Tahvillerinin ikincil piyasa yıllık bileşik faiz oranı beklentisi bir önceki döneme göre 0.03 puan azalarak yüzde 8.23 düzeyinde tahmin edildi.
2012 Eylül ayı sonu İmkb repo ters-repo pazarında oluşan gecelik faiz oranı beklentisi bir önceki döneme göre 0.52 puan azalışla yüzde 6.47 oldu. Cari ay sonu 1 hafta vadeli repo ihale faiz oranı beklentisi bir önceki dönemki yüzde 5.75'lik düzeyini korudu.
Gelecek üç ay sonraki Merkez Bankası 1 hafta vadeli repo ihale faizi oranı beklentisi ortalaması ile gelecek 6 ay sonundaki Merkez Bankası 1 hafta vadeli repo ihale faiz oranı beklentisi ortalamaları da değişmeyerek yüzde 5.75 düzeyinde öngörüldü. Gelecek 12 ay sonundaki Merkez Bankası 1 hafta vadeli repo ihale faiz oranı beklentisi de değişmedi. Yüzde 5.71 olarak tahmin edildi. Gelecek 24 ay sonundaki Merkez Bankası 1 hafta vadeli repo ihale faiz oranı beklentisi 0.17 puan azalışla yüzde 5.76 oldu.
CARİ AY SONU DOLAR KURU ORTALAMASI BEKLENTİSİCari ay sonu dolar kuru ortalaması beklentisi 1,7938 TL'den 1,8124 TL düzeyine çıktı. 2012 yılı sonu dolar kuru beklentisi 1,8058 TL'den 1,8114 TL düzeyine, gelecek 12 ay sonrasının dolar kuru beklentisi ise 1,8163 TL'den 1,8252 TL düzeyine yükseldi.
2012 YIL SONU CARİ AÇIK BEKLENTİSİ
2012 yılı sonu cari işlemler açığına ilişkin beklenti 151.2 milyon dolar artışla 62 milyar 830.4 milyon dolar düzeyinde tahmin edildi. Gelecek yılsonu cari işlemler dengesi açığı beklentisi ise 1 milyar 209 milyon dolar artışla 65 milyar 909 milyon dolar oldu. OVP'de hükümetin 2012 yılı cari açık beklentisi 65.4 milyar dolar, 2013 yılı cari işlemler açığı beklentisi 67 milyar dolar düzeyinde bulunuyor.
YILLIK BÜYÜME BEKLENTİSİ
Ekonomideki cari yılsonu büyüme beklentisi bir önceki döneme göre değişmeyerek yıllık yüzde 3.6 düzeyinde tahmin edildi. Gelecek yılsonu büyüme oranına ilişkin beklenti de bir önceki döneme göre değişmeyerek yüzde 4.6 olarak öngörüldü. OVP'de 2012 yılı için yıllık büyüme hedefi yüzde 4, 2013 ve 2014 yılı için yüzde 5 olarak tahmin edildi.


Merkez Bankası döviz rezervleri arttı


Merkez Bankası'nın brüt döviz rezervleri bir haftada 3 milyar 914 milyon dolar artarak, 31 Ağustos itibariyle 92 milyar 996 milyon dolara yükseldi


Merkez Bankası döviz rezervleri arttı





Kaynak:bloomberght.com
Merkez Bankası'nın brüt döviz rezervleri bir haftada 3 milyar 914 milyon dolar artarak, 31 Ağustos itibariyle 92 milyar 996 milyon dolara yükseldi.

Brüt döviz rezervleri 24 Ağustos'ta 89 milyar 82 milyon dolar düzeyindeydi. Merkez Bankası'nın 24 Ağustos itibariyle 104 milyar 485 milyon dolar olan toplam rezervleri ise 108 milyar 702 milyon dolara yükseldi.

Toplam rezervin 15 milyar 706 milyon dolarını altın rezervi oluşturdu.

16 Mayıs 2012 Çarşamba

KAMU ÇALIŞANLARI TİS GÖRÜŞMELERİ, HÜKÜMETİN ZAM TEKLİFİ VE MEMUR SENİN TUTUMU.


   Memurlar ile hükümet arasında bir süredir devam eden toplu sözleşme görüşmeleri kritik aşamada. Hükümetin yüzde 3+3'lük zam önerisine aşırı tepke gösteren memur sen iki yıl önce yapılan anayasa referandumunda hükümetten daha ateşli referandum savunucusu idi o referandum la grev hakları yok edilmişti. Ardından da KAMU GÖREVLİLERİ SENDİKALARI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN çıkartılırken de işine geldiği için ağzını bıçak açmamıştı.

   Yandaş sendika olarak 1 Mayısta kürsüyü hükümete açmış ve alternatif 1 Mayısın nasıl olması gerektiğini, sendikacılığın nasıl olması gerektiğini dosta düşmana göstermişti.

   Hükümetin yüzde 3+3'lük zam önerisi memur seni neden ateşlendirdi, Memur senin tutumu samimi mi? bunu bir hafta içerisinde öğreneceğiz. Gerçekten memur sendikaları samimi mi bence değiller nedeni ise 2012 yılı bütçesi görüşülürken KESK kısmen T.kamu sen biraz ama memur sen hiç ağzını açmadı hükümetin 2012 yılındaki tüm gelir gideri konuşulurken ne işçi ne de kamu çalışanları sendikaları gerektiği tepkiyi göstermediler.

   Yine 6 Milyon işçiyi ilgilendiren asgari ücretin belirlenmesinde hakeza durum aynı oldu şimdi memurların Tis görüşmelerinde ne bekleniyordu da Memur sen celallendi hesabını sandıkta sorarız dedi. Ne kadar samimi olmadıklarını gelin buradan öğrenin. Bire adam hükümetin önerdiği iki yıllık toplam %11,5 zam ile iki yıl geçinebileceksen sen o sandıkta hesap soramazsın, sormayacaksın da. mücadeleyi erteleyerek işin içinden hem kahraman olarak çıkacaksın hem de benim suçum yok imajı oluşturacaksın. Benim düşüncem bu, bir tiyatro oynuyorlar ve senaryosunu yazanda belli.

   Tüm kamu kurumlarında hükümetin desteği ile üye toplayacaksın ve sonra mücadeleci sendikacılık oynayacaksın bu efelenmeyi izleyen bakan belki de sizleri alkışlamıştır gerçekten de rollerini iyi oynuyorlar diye ısmarlama üye ile nereye kadar sendikacılık yapacağınızı sizden başka herkes bilmektedir sayın başkanlar. şimdilik memur sen direnerek en fazla %6+4 lük bir zam’ı kıvırmanın yolunu arıyor olmalı ne çetin bir mücadele ile alınmış bir zam 6+4 diyorum ben inşallah yıllık %13 de alabilirler ama bence memur senle bu mümkün gözükmüyor.

   Yarın Öbür gün Kıdem tazminatını fonunu savunan işçi memur senler de bu fondan kazık yediğinde üye kaybı endişesi ile can havli ile bağırıp çağıracak sandıkta hesap sormaktan bahsedecekler bir sendikanın ağzına alacağı en son cümleyi zikredecekler. bu gün yarın olmadan sendikalar uyanmalı bu kamplaşmanın çalışanlara bir faydası olmayacağını idrak etmeli ve kendilerine gelmeli mücadeleye bulundukları yerden sarılmalıdırlar. Aksi halde yarın çok geç olabilir.

5 Mart 2012 Pazartesi

GENELDE TÜM İŞÇİLERE ÖZELDE DE HARB İŞ SENDİKASI ÜYESİ İŞÇİLERE AÇIK MEKTUPTUR.

Değerli işçi kardeşlerim; Tek dertleri Daha çalışılabilir bir iş yeri ve daha iyi ekonomik koşullarda çalışmak olan CEHA işçileri iki yıllık bir çalışmanın sonucunda sendikalaşmayı başarmışlar yetki için de çalışma bakanlığına başvurmuşlardır.Çocuklarının daha iyi koşullarda yaşamasını isteyen işçi kardeşlerimiz sendikalaştıkları için teker teker işten çıkartılmakta dırlar. Bu durumu bufalo sürüsüne saldıran aslanı izleyen bufalolar gibi izleyecek miyiz? Eğer biz sınıf kardeşleri gerçek bir kardeş gibi davranıp CEHA işçisine sahip çıkmazsak bunlardan önceki iki deneme gibi başaramayacaklar ve hüsrana uğrayacaklardır.

Bizler o işkolunun işçileri değiliz elbette ancak Sendikalı çalışmanın nimetlerinden faydalan, sendikalı çalışmanın ne demek olduğunu bilen işçileriz. Bizler sendikamıza ricada bulunarak, kurum olarak hiç olmazsa onları izlediğimizi yanlarında olduğumuzu göstermesini çalışmalarından dolayı sevindiğimizi bir şekilde CEHA işçisine göstermesini isteyemez miyiz? Sendikamız CEHA işçilerine salonunu bir defalıkta olsa açıp bizlerle buluşturup onlara moral motivasyon sağlayamaz mı? Elbette sağlayabilir yeter ki biz Harb-İş işçisi gönülden istesin. 

Uzunca bir zamandır Böylesine sendikalaşma azmi olan bir işçi kitlesiyle İlimiz karşılaşmamıştı. Sendikalaşmanın imkânsız olduğu bir ortamda işveren icazeti ile kurulmayan neredeyse tek sandıklaşma girişimiyle karşı karşıya bulunmaktayız. İlimizde onca işçi sendikası olmasına rağmen CEHA işçisine kamu emekçileri dışında hiç bir sendika el uzatmamak tadır.

Değerli işçi arkadaşlar Ülkemizde yaşanan yoğun özelleştirmeler sonrasında bu gün belki bizler bir şekilde kamuda çalışıyor olabiliriz. Ancak, çocuklarımızın çoğunun kamuda çalışma şansları yok denecek kadar az, belki birkaçımızın çocuğu da bu işyerinde çalışıyordur. Bu işyerlerinde çalışan işçi kardeşlerimiz aldıkları yedi yüz TL ile evlerini geçindirecek çocuk okutacak ve geçimini sağlayacaklar neredeyse imkânsız bir durum sizin çocuklarınızın geleceği bu şekilde olmasın diyorsanız CEHA gibi işyerlerinde sendikalı çalışmayı desteklemeliyiz.


28 Şubat 2012 Salı

AÇLIK SINIRI; 973,58 TL

   Her Ay Türk-iş ve diğer sendikalar bunu açıklamadan usanmadılar bende eleştirmekten usanmayacağım. Arkadaşım benim aidatlarımla onca para verip bu açıklamaları benle dalga geçmek için mi yayınlıyorsunuz. Mademki 4 kişilik bir ailenin AÇLIK SINIRI; 973,58 TL ve sende bunu o güzelim koltuğunda oturarak öğreniyorsun o zaman gereğini yapsanıza.


    Ülkemizin en büyük Toplu iş sözleşmesi Asgari ücretin tespiti süreci iken sen bunu değerlendirmiyorsun asgari ücret 1000TL den aşağı olmaz gerekirse meşru hakkımızı kullanırız demiyorsun kalkmışsın AÇLIK SINIRI; 973,58 TL diye sonuç açıklıyorsun Aferin güzel çalışma doğrusu. Guinness Dünya Rekorlar kitabına girersiniz artık. Ayda birde açlık yoksulluk sınırı açıklaması yapıp, arada da kıdem tazminatına dokundurmayız açıklaması yaptın mı görevini yaptın demektir. kul hakkı falan da yemeden rahat rahat uyuya bilirsin.


    Aslında uygulama güzel hiç olmazsa bir şeyler yapılıyor görüntüsü vermekte Bağlı federasyonlarda illerde şubelerinde bu tür çetele tutsalar acayip güzel gözükür. Sıra işsizli rakamlarında sonra enflasyon derken ay tamam. İşte bu. Sendikalaştıkları için işten atılandan, toplu sözleşmeye uymayan işverenden sanane değil mi adam olaydı da bunlar başına gelmeyeydi

27 Şubat 2012 Pazartesi

Sendikalaşmak için


İki yıllık bir çalışmanın sonucunda nihayet sona yaklaşılmak üzere.27 Şubat tarihiyle başlayan hafta artık en az 500 metal işçisi için yeni bir sürecin başladığı hafta olacak. Son rötuşlarla birlikte işverende sendikalaşmayı sezmiş hafta sonu işçilere yardım eden bir memur sendikasının olduğunu örgenmişler ve şube binasının etrafında kuş uçurmadılar işyerinin müdürleri. Tesadüfen camdan bakan bir işçinin elektrik bölümünün müdürünü dışarıda binayı izlerken görmesi olabilecek birçok şeyin önünü kesti.

 Derhal o işyerinde çalışmayan birkaç arkadaş dışarıda bir yer arıyormuş gibi ortalığı izlediler ve telefonla bizlere ulaştılar. Aşağıdaki kişinin telefondaki kişiye “ağabey geldim şu anda binanın dışındayım ama memur sendikasının kapısında bir levhası yok bu binada bir memur sendikası varmış ama hangi dairede bilmiyorum beklemeye devam ediyorum “diyormuş. Hemen noterdeki kayıt yaptıran işçilere haber verildi etrafta işverenin adamları işçileri her yerde arıyorlar dikkatli olun ve sendikaya gelmeyin dedik her kes sendikaya gelecek işçi arkadaşını aradı sakın gelmeyin notere gidin sizi falan binanın önünden alacaklar diye aramalar başladı. 

Sonunda işverenin adamları çemberi daralta daralta saat 16 sularında noterin yerini öğrenmişler son 10-15 işçinin üyelikleri yapılıyordu bizim bulunduğumuz sendikanın ziline işverenin müdürleri bastı hiç kimseden tık yok kapıyı dinliyor dışarıdaki arkadaşlarda onun görmediği bir yerden onu izliyor ve bize telefonla rapor ediyordu. Bir işçinin kulağı işitmiyormuş birazda efe bir işçi gelip orayı dağıtalım falan diye telefon ediyor. İşyerinde çalışan işçiler dışarı çıkamıyor onunda sendikaya gelmesi yeri belli edecek ben dedim ki arkadaşın telefonunu bana verin ben gidip ona durumu anlatıyım dedim ve işverenin tanımayacağı iki kişi almerin önünde işçilerle buluşup durumu anlattık.

 Artık sona gelinmiş bir taşkınlığa gerek yok sabır dedik ve oradan da uzak durun dedik. İşveren bir kç işçiyi çözmüş ve toplantı yapılan sendikanın bulunduğu binayı öğrenmiş bunu bir işçi telefonla anlattı bize ağza alınmayacak hakaretler etti bizde evet çalışıyoruz dedik demişler. Sendikanın genel eğitim teşkilat sekreteri ile konuşurken müdürlerin gözükmedikleri telefonu geldi hemen binanın 50 metre çevresi ablukaya alındı ve işçiler yaklaşık70 işçi vardı 5 dakika içerisinde orayı terk ettiler. 

Bu hafta sonu ve son iki yıllık çalışmadan şunu örgendim ki işçilere birileri yardım etmezse ne sendika kurabilir nede öğütlenerek haklarını alabilir. Notere baskı işçilerin toplanacağı bir yer bulmaları neredeyse imkânsız kâffelerde toplansalar iki hafta sonra deşifre olup işten çıkartılırlar. Tek çıkış kapısı sınıfa inanmış namuslu sendikacıların yardımı kalıyor. İki yıl içinde bir tane işçi sendikasının yardımını almadan bu aşamaya gelindi hadi hayırlısı.

25 Şubat 2012 Cumartesi

Ulusal İstihdam Stratejis


20 yıllık kıdeme 6 aylık tazminat


18.07.2011 - 09:11

DÜNYA'nın elde ettiği Ulusal İstihdam Stratejisinde kıdem tazminatı fonu öngörülüyor. Tazminatta limit OECD ortalaması olacak.
Mehmet KAYA
ANKARA - Seçimlerin ardından başlayan kıdem tazminatı düzenlemesinin ayrıntıları netleşiyor. Kıdem tazminatın fona devredilmesinin öngörüldüğü Ulusal İstihdam Stratejisinde dikkat çeken düzenleme ise kıdem tazminatı tutarının 1 yıla 1 maaştan 20 yıla 6 maaşa indirilmesi.
Hazırlıkları 2009 yılında başlayan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nda temel politika ve alınacak önlemleri belirlenmesine rağmen bir türlü açıklanmayan Ulusal İstihdam Stratejisini gazeteniz DÜNYA elde etti. Bakanlık tarafından hazırlanmasına ve Ekonomi Koordinasyon Kurulu'nda görüşülmesine rağmen Bakanlar Kurulu gündemine getirilmeyen ve bu nedenle nihai belge haline dönüşmeyen Ulusal İstihdam Stratejisi'nde öngörülen bazı düzenlemeler torba yasa ile hayata geçti. Ancak temel düzenleme önerileri hala bekliyor. Tartışmalı konular olan kıdem tazminatı, bölgesel asgari ücret ve esnekleşme en köklü değişiklikler olarak dikkati çekerken, bu düzenlemelerin temel unsurlarına da yer verildi.
Kıdem tazminatı fonda toplanacak
Türkiye'nin mevcut yapısı ile OECD içindeki en katı çalışma mevzuatına sahip olduğu belirtilen Strateji belgesinde kıdem tazminatı uygulamasının işletmeler açısından yüksek maliyetli olduğu ve kayıtdışına yönelttiği; işçi açısından ise istifa dilekçeli işe başlatma gibi mevzuat ihlallerine yol açtığı kaydedildi. Ayrıca özel sektörde çalışan işçilerin büyük kısmının kıdem tazminatlarını alamadığı vurgulandı.
Bu verilerden yola çıkılarak Ulusal İstihdam Stratejisi'nde işgücü piyasasının rekabet edebilirliğini artırmak ve işletmeler üzerindeki mali yükü azaltmak amacıyla kıdem tazminatı sistemi değiştirilmesi öngörüldü. Kıdem tazminatı tüm kayıtlı işçilerin erişebileceği bireysel hesaba dayalı mali açıdan sürdürülebilir bir Kıdem Tazminatı Fonu'nda toplanacak. Mevcut işçilerin kazanılmış hakları aynen korunacak. Kıdem tazminatına sadece işveren prim yatıracak. Prim oranları işverenlerin mevcut kıdem tazminatı yükünden fazla olmayacak.
Geçici olarak kıdem tazminatı fonuna İşsizlik Sigortası Fonundan kaynak aktarılacak. 10 yıl kıdemi olan işçiler, kıdem tazminatı hesaplarından kısmen para çekebilecek. Bakiyeler ise emeklilikte ödenecek. Strateji belgesinde, halen 1 yıl için 1 ücret tutarında olan kıdem tazminatı için çok iddialı bir hedefe de yer verildi. Kıdem miktarının uzun vadede OECD ortalamasına indirilmesi de öngörülüyor. Kıdem tazminatının miktarı OECD ortalaması 20 yıl için 6 ay düzeyinde bulunuyor.
Esnek çalışmanın önü açılacak
Son dönemde özellikle vetolu özel istihdam bürolarının geçici iş ilişkisi kurması yasası ile iyice gündeme giren ve işverenlerin yoğun taleplerine, işçi kanadının ise itirazlarına neden olan esnekleşme, Ulusal İstihdam Stratejisi içindeki en kapsamlı düzenleme olarak öne çıktı. Avrupa'da uygulanan esnek iş modellerinin tamamının güvenceli esneklik kavramı altında Türk sistemine taşınması önerilirken, bu yapının istihdamın artırılmasında anahtar rol oynayacağı vurgusu yapıldı. Kanunlarda varolan esnek çalışma modellerinin Türkiye'de yaygınlaşmama nedenlerinin incelendiği Stratejide, kayıtdışı istihdamın yüksekliği ve işçilerin yasal süreden fazla çalıştırılması, kısmi süreli çalışma ve belirli süreli çalışmanın sosyal güvenliğin genel kurallarına tabi olması, belirli süreli iş sözleşmelerinin üst üste yapılamaması olarak sıralandı.
Stratejide belirli süreli iş sözleşmelerinin esaslı bir neden olmadıkça zincirleme yapılamaması koşulu kaldırılıyor. Belirli süreli çalışma 25 yaş altı için daha da kolaylaştırılacak. Tartışmalı özel istihdam bürolarının geçi istihdam büroları olarak faaliyette bulunması düzenlemesi yapılacak. Yasal hak güvencesi "Eşit Muamele İlkesine" göre verilecek. İş paylaşımı, esnek zaman modeli, uzaktan çalışma gibi esnek çalışma biçimleri için gerekli yasal düzenlemeler yapılacak. Gençlerin işe girişlerini kolaylaştırmak için 25 yaş altındakilere 4 ay süreyle deneme çalışması imkanı tanınacak. Haftalık yasal çalışma süresinin aşılmaması için denetim sıkılaştırılacak.
Bölgesel asgari ücret uygulaması geliyor
İstihdam Stratejisinin esnekleşme başlığı altında önerdiği bir başka kapsamlı düzenleme ise bölgesel asgari ücret oldu. Halen 26 olarak belirlenen ve kalkınma ajansları ile teşvik sisteminin üzerine inşa edildiği Düzey 2 istatistik sınıflamasına göre bölgesel asgari ücret belirlenebilmesi düzenlemesi önerildi. Buna göre, işverenler bölgesel asgari ücrete gönüllü olarak uyabilecek. Bölgesel asgari ücreti “yerel aktörler” belirleyecek. Hükümet, bölgesel asgari ücrete alt ve üst sınır belirleyecek. Asgari ücret belirleme yaş sınırı tek olacak ve 18 yaşından büyük herkes için uygulanacak.
Güvenceli esneklik için esnek çalışma modellerinin emeklilik, işsizlik ödeneği gibi sosyal haklarından yararlanması için çalışma yapılacak. Esnek çalışmada geçen ve primleri ödenmeyen süreler için, normal çalışma biçimine geçildikten sonra borçlanma hakkı ve isteğe bağlı işsizlik sigortası hakkı tanınacak. Çalışma süreleri açısından esnek bir şekilde çalışanlara, çalışmadıkları sürelerde eğitimler verilecek ve bu kapsamda İşsizlik Sigortası Fonu'ndan İŞKUR'a kaynak aktarılacak.
Mesleki eğitim özel sektöre devredilecek
Yapısal dönüşüm için eğitim ile istihdamın güçlü bir ilişki içinde olması gerektiği vurgulandı. Ulusal meslek standartlarının 2012 sonuna kadar belirlenmesi hedeflendi. Bu kapsamda, okul öncesi eğitimin ve dezavantajlı gruplara yönelik eğitimin güçlendirilmesi, mesleki eğitimin kademeli olarak özel sektöre ve/veya yerel aktörlere bırakılması, il özel idarelerinin gelirlerinin yüzde 5'ini mesleki eğitime ayırması planlandı. Eğitim ve işgücü piyasası arasındaki uyumun artırılması için ise mesleki eğitim-öğretim kurumlarının akreditasyon sistemine geçmesi, staj sisteminin iyileştirilmesi önerildi. Aktif işgücü politikaları için ise analizlerin iyileştirilmesi, İŞ-KUR'un kurumsal kapasitesinin artırılması kararlaştırıldı. Topluma girişimcilik kültürü verilmesi, orta öğretime inovasyon ve girişimcilik eğitimi eklenmesi planlandı.
Kadınlara çocuk bakım desteği gelecek
Kadın istihdamının ve kadınların iş piyasasına girişinin artırılması hedeflenen strateji belgesinde, özellikle çocuklu kadınlara kreş desteği ve gündüz bakımı için kupon verilmesi planları dikkat çekti. Bu kapsamda, çocuk bakım hizmeti sağlayan işyerlerine teşvik verilecek ve çocuğu olan ailelere bakım yardımı ödenecek. Ailelere gelir durumları ve çocuk sayısına göre çocuk bakım kuponu verilmesi de alternatif olarak değerlendirilecek.
İşverenler işyerinde çocuk bakım hizmeti verdiği takdirde bunu gider yazabilecek. Temizlikçi kadınlar kayıtlı hale getirilecek. İşyerinde kadınlara cinsel tacizde AB standartları uygulanacak. Şiddet mağduru kadınlar, 1 yıldan az hüküm giymiş kadınlar, kocası ölmüş veya boşanmış kadınlara özel önem verilecek. Kadınların evlenmeleri halinde 1 yıl içinde kıdem tazminatını alarak işten ayrılması gibi işten çıkışı özendiren düzenlemeler gözden geçirilecek. Özürlülere yönelik olarak ise kamu ve özel sektördeki özürlü kontenjanlarının doluluğu takip edilecek, rehberlik hizmeti yaygınlaştırılacak.
Gençlere prim indirimi devam edecek
Gençlere yönelik olarak da rehberlik hizmetleri yaygınlaştırılacak, genç girişimciliği desteklenecek, SGK prim indirimleri devam edecek. Uzun süreli işsizlikle mücadele için ise istihdam garantili kurslar yaygınlaştırılacak, İŞKUR işe yerleştirmelerinde öncelik verilecek, psikolojik danışmanlık hizmeti sunulacak.
İstihdam-sosyal koruma ilişkisinin güçlendirilmesi; İşsizlik ödeneğinden yararlanma kolaylaşıyor, ödenek süre ve miktarı artırılacak Sosyal yardımların kişilerin kendi gelirlerini kazanmasına destek olması ve fakirlikten kurtulmalarını sağlaması gerektiği vurgulanan eksende, sosyal yardımların üretken olan yaş gruplarına yönlendirilmesi için de çaba harcanacağı belirtildi. Bu kapsamda, mükerrer sosyal yardım alma engellenecek, hak temelli merkezi bir sistem oluşturulacak. İşsizlik ödeneğinden yararlanma kolaylaşacak
İşsizlik ödeneği alanların işsizliği devam ediyorsa istihdam odaklı ek destekler verilecek. İşsizlik ödeneğinden yararlanma şartı için gerekli son 120 günü kesintisiz olmak üzere üç yıl içinde 600 gün prim ödenmiş olması şartı, son iki yıl içinde 360 gün prim ödeme şartı haline getirilecek. Ödenek miktarı son 12 aydaki prime esas kazancı üzerinden, işsizliğin ilk üç ayı için prime esas kazancın yüzde 50'si, ikinci üç ayı için yüzde 40'ı ve kalan süre için ise yüzde 25'i olarak uygulanacak. Üst sınır brüt asgari ücretin 1.5 katı olacak. İşsizlik sigortasından yararlanmada 25 yaş altı için bütün bu şartlar yüzde 50 indirimli uygulanacak. Genel ekonomik krizlerde işsizlik sigortasının yüzde 50 artırılmasına Bakanlar Kurulu yetkili olacak. Krizlerde işsizlik seviyesini kriz öncesi döneme indirmek için işsizlik sigortası fonundan kaynak kullanılabilecek.
Çalışan yoksullar için özel programlar açılacak. Toplum yararına çalışma yöntemleri geliştirilecek. Sosyal yardım alanlardan çalışabilir durumda olanlar İŞKUR tarafından kayıt altına alınacak. Yeşil kart sisteminin çalışmayı engelleyici olmayacak şekilde revize edilecek.
Strateji belgesinde mevcut durum analizinde temel sorunlar şöyle:
Küresel kriz ile işsizlik sorunu belirgin hale geldi.
Tarım sektöründeki istihdam çözülmeye devam edecek.
Kayıtdışılık en temel yapısal sorunlardan biri.
Genç, kadın ve özürlülerin işgücüne katılımı OECD ortalamasının çok altında.
İşgücü niteliğinin düşüklüğü bir diğer yapısal sorun.
Sosyal harcamalar, üretken olmayan yaşlı nüfusa yoğunlaşıyor.
İş piyasası katılığı yapısal sorunların bir diğeri.
İller ve bölgeler arasındaki işsizlik oranları farklılık gösteriyor.
İş dünyası, 'fon'un bir an önce kurulmasını istiyor
Leyla İLHAN
Milyonlarca çalışanı ve işvereni yakından ilgilendiren kıdem tazminatı ile ilgili yeni düzenlemelerin yıl sonuna kadar tamamlanması beklenirken, DÜNYA Gazetesi, yeni düzenlemenin detaylarına ulaştı. İşveren uygulamaya olumlu bakarken, 'fon'un da bir an önce kurulmasını istiyor.
Verimsizlik ortadan kalkacak
Ali Ulvi ORHAN / OTİAD Başkanı
KIDEM tazminatı bizim gibi emek yoğun çalışan sektörler üzerinden yıllardan bir büyük bir problem olarak duruyordu. Aynı zamanda işçi açısından da büyük bir problem olarak duruyordu. Çünkü kapanması gereken firmalar var ancak kıdem tazminatı ödeyecek gücü olmadığı için firmayı kapatamıyor kapatmadığı için verimsiz bir şekilde çalışıyor. Çalışan işçi de kıdem tazminatını alamayacağını düşünerek ayrılamıyordu ve sorun giderek büyüyordu. Ama sendikalara bu durum yeterince anlatılamıyor. Şu anda SSK'lı işçilere bakıldığında kıdem tazminatı alanların oranı ancak yüzde 8. Yani insanlar mevcut sistemden faydalanamıyor. Gelecek yeni sistemle bunun aylık olarak fona aktarılması ve bunun kontrol edilmesi lazım. Bu bence işçi açısından daha önemli. Çünkü her çalışan kişi bu fonun içine girmek isteyecektir ki kıdem tazminatı hakkı eline geçsin. Çünkü işçi kendi isteği veya herhangi bir şekilde ayrılırsa da bu fondan çalışma karşılığını alabilir. Bu da kayıtdışını azaltarak Çalışma Bakanlığı'nın elini güçlendiren bir olay olacak. Uygulama olarak baktığımızdaşu andaki Türkiye'deki kıdem tazminatı uygulaması çok ağır. Bizim kadar bir Portekiz uyguluyor. Bunu biraz rahatlatmak lazım. Dolayısıyla bu sistem biran önce uygulanmalı. STK ve işçi sendikaları da bunun arkasında durmalı.
Sistem kayıt içine girişi sağlayacak
İdris AKDOĞAN / MESİAD Başkanı
Bu sorun yılların bir sorunu çünkü SSK'lıların ancak yüzde 7.8'i kıdem tazminatı alıyor. Şirketler de yıllardır bir fon oluşmasını sağlayamadığı için şirketlerin batmasına neden bile olmuştur. Ancak bu sorun hiç gündeme getirilmedi. Çalışma Bakanlığı da toplumun bunu talep etmesini bekliyordu. En son bu konu çok gündeme geldi ve güzel bir kamuoyu oluştu. Şu anda şirketlerin yüzde 6'yı fona ayırması bekleniyor belki bu daha da düşürülebilir. Çünkü Türkiye'de yüzde 40'ın üzerinde kayıt dışı bir sistem var. Böyle bir ülkede doğal olarak rakamlar kayıt içindekiler üzerinden yapılıyor. SSK'lı işçilerin de ancak yüzde 7.8'i kıdem tazminatı alabiliyor. Yüzde 50 kayıtdışılığın olduğu bir sistem aslında yok. Önemli olan sistemin kayıt içine girmesini sağlamak. Çünkü Türkiye'de kayıtdışılığın maliyeti  daha yüksek. Böyle bakıldığında sürecin başlaması önemli çünkü başladığında eksik tarafları da tamamlanacak. Belki rakamlar bize başlangıçta yüksek gelebilir ama bu sürecin başlaması ile sistemin kayıt içine girmesi ile birlikte bu oranlarını düşmesi de gündeme gelebilir.
Hem işçi, hem işveren için sorun
Birol SEZER / İHKİB Denetim Kurulu Üyesi
Bugünkü haliyle kıdem tazminatının belirli bir kalıba sokulamayan, hem çalışana hem de işverene sorun olan, kendine özgü bir kurum niteliğine dönüşmüş durumda. Mevcut kıdem tazminatı sisteminin, işçi ile işvereni karşı karşıya getiren ve en fazla dava konusu yapılan sorunların başında geliyor. Sorunun öncelikle varlığının bundan muzdarip olan tüm sosyal taraflarca açık yüreklilikle kabul edilmesi ve hükümetin de çözüm yönünde olumlu adımları atması sağlanması gerekiyor. İşçi ile işveren arasındaki bu barışı zedeleyen ve uzun yıllardır binlerce davaya konu olan kıdem tazminatı sorununun öncelikle varlığının taraflarca kabulü, akabinde ortak akılla birlikte çözülmesi hem firmalarımıza, hem çalışanlarımıza hem de milli gelirimize olumlu katkı yapacak. Bu konuda yapılan araştırma ve tespitlere göre, hak ettiği kıdem tazminatını alabilen çalışanların oranının yüzde 8 gibi çok düşük bir nispette. Gelinen bu durum, mevcut kıdem tazminatı yasasının ve uygulamasının çalışanlar için hiç de olumlu bir noktada olmadığını açıkça göstermekte.
Özellikle işçi sayısı fazla olan firmalar, eğer bünyelerinde kıdem tazminatı fonu ayırmamışlarsa, ki vergi mevzuatı yüzünden genellikle ayırmazlar, mevcut tesislerinde çalışan işçilerinin tazminatlarını ödeyemedikleri ve kapatamadıkları için teşvikli bölgelere taşınma işlemini de gerçekleştiremiyorlar.
Bu durum, emek yoğun sektörlerde faaliyet gösteren firma ve fabrikaların, işsizliğin nispeten daha fazla olduğu Doğu ve Güneydoğu bölgelerine taşınmasının önünde başka bir engel teşkil etmekte ve mevcut sanayinin Anadolu'ya yayılmasını da zorlaştırmakta. Çalışma hayatının temel problemlerinden olan kıdem tazminatı sorunun çözümü için öne çıkan formülse, 2003 yılında yasada yerini bulan kıdem tazminatı fonu.

İdal kilo ve idal kiloya ulaşmak

İdeal kilo nedir?  İdeal kilo, kişinin sağlıklı ve dengeli bir yaşam sürdürebilmesi için sahip olması gereken yaklaşık vücut ağırlığıdır. Y...

Son 30 günde En çok görüntülenen